Şenol Karakaş
Kasım ayında ABD’den iki iyi haber geldi. Birisi 2003’te ABD’nin vahşi Irak işgalinin planlayıcı ve sürdürücülerinden Dick Cheney ölmesiydi. Diğeri ise New York belediye başkanlığı seçimlerini Zohran Mamdani’nin kazanmasıydı.
Dick Cheney’in ölümü tüm dünyadaki savaş karşıtlarına iyi geldi. Çünkü bu adam Irak’ı kana bulayan neo-conların (yeni muhafazakarların) önde gelen bir üyesi ve dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un savaş kamarasının bir parçasıydı. Ölümünün ardından Cheney’in birçok görüntüsü paylaşıldı ama ABD yönetici elitlerinin nasıl insanlar olduğunu gösteren en garip görsel, ayakları masanın üstünde bilgisayar ekranından film izler gibi ABD’nin Irak işgalini izlediğini gösteren görüntüydü.
1970’lerde bir başka savaş lordu olan Donad Rumsfeld’in koruyucu şemsiyesi altında Beyaz Saray Personel Şefi olarak görev yaptı. Deneyimleri, ABD’nin derin dehlizlerinden George W. Bush’un başkanlık döneminde başkan yardımcılığına yükselmesini sağladı. 2001-2009 arasında başkan yardımcılığı görevini sürdürdü. Cheney, 1991 Körfez Savaşı’nda ve 1992’de Somali’ye yönelik insani ardım maskesi altında 26 bin ABD askerinin gönderilmesinde önemli bir role sahipti.
1992 seçimini baba Bush’un kaybetmesiyle hükümetten ayrılan Cheney, petrol ve enerji alanında dev bir şirket olan Halliburton’un CEO’su oldu. 2000 yılında George W. Bush’un yardımcılığı için istifa edene kadar bu görevde kaldı. Bir petrol şirketinin CEO’sunun bir petrol alanı olan Irak’ı, küresel hegemonya mücadelesinin bir alanı olarak ele alıp ABD’yi Irak’ı işgale yönlendirmesi Bush kabinesinin karakterini de gösteriyordu. O dönemde, Petrol-İş, ABD’nin Irak işgalini, çok başarılı bir şekilde, “Bir özelleştirme harekatı: Irak” sloganıyla teşhir etmişti.
Cheney, “savaşın özelleştirilmesi” adı verilen yeni bir yönelimin simge ismi olarak, Irak’a yönelik intikam savaşında Bush’un sağ kolu, çoğu zaman da akıl vericisi rolündeydi. 11 Eylül saldırılarını hem dünyada hem de ABD içinde muhalefete karşı terör estirmek için fırsata çevirdi. CIA göz altına aldığı insanlara işkence yapma serbestisi kazanmışsa, Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) her Amerikalı’nın bilgilerini rahatça toplayabilmişse, Müslüman ve Araplara yönelik ırkçılık kışkırtılmış ve yüz binlerce Iraklı ölmüşse bunda uzun yıllar başkan yardımcılığı yapan Cheney’in özel bir rolü vardı.
“Terörle savaş” ve “önleyici savaş doktrini” gibi emperyalist saldırganlıkları gizleyen adlandırmalar Cheney gibi tiplerin başının altından çıkmıştı. 11 Eylül’ü küresel bir paranoyaya çevirmek için uğraşan, “bize saldırmadan önce biz onlara saldırmalıyız” şeklinde özetlenebilecek bu hamleyle Irak’ı yakıp yıkacak gerçek terör saldırısını inşa edenlerin başında geliyordu Cheney. Irak’ta kitle imha silahları olduğu fikrinin yüksek sesle propagandasını yapıyordu. İstihbarat almak için tutsaklara işkence uygulanmasını savunuyordu. “Geliştirilmiş sorgulama teknikleri” adı verilen suda boğulma hissi yaratan, uykusuz bırakmayla el ele ilerleyen ve ABD Senatosu’nun bile 2014 yılında “işe yaramaz ve zalimce” bulduğu yöntemleri kararlı bir şekilde savunan bir katil olduğunu akıldan çıkartmamak gerekir Cheney’nin.
2015 yılında Irak işgalinin haklılığını hala savunuyordu: “Amacımız Saddam Hüseyin’i devirmekti. Bunu başardık. Dünya onsuz çok daha iyi bir yer… Irak konusunda haklıydım.” Cheney, neoconların kanlı işgaline eşlik eden İslamofobik ideolojinin de sorumlularındandı. Saddam’ı devirmekle övünürken tüm dehşet verici uygulamaları yine olsa yine yapardım diyen Cheney hakkında Minnesota Üniversitesi’nden Larry Jacop, “Dick Cheney, Trump başkanlığının vaftiz babasıdır” diyerek şöyle devam etti: “Trump, Dick Cheney’in Vietnam ve Watergate’ten sonra getirilen kısıtlamalara karşı yarım asır savaşmış olması sayesinde zincirlerinden kurtuldu. O, anayasal kurallara uymaktan çok, eylemin daha önemli olduğuna inanıyordu.”
Bu adamın ölümüne dünyada hiçbir savaş karşıtı, hiçbir barışsever, hiçbir Trump karşıtı, hiçbir demokrat, hiçbir sosyalist, hiçbir Ortadoğulu coşkuyla sevinmeden duramaz. Irak’ı ırkçı bir ideoloji olan İslamofobi’yi kışkırtarak yakıp yıkan bu gelenek- Cheney ne kadar Trump’a karşıymış gibi görünürse görünsün- kural tanımaz otoriter yönetimlerin zincirlerinden boşalıp iktidarları almasını meşrulaştıran bir öze sahip.
New York seçim zaferinin Cheney’in ölümüyle aynı ana denk gelmesi bu açıdan muazzam bir tarihsel rastlantı. Cheney’in 2000’li yıllarda kaçırılıp, başına torba geçirilip, suyla boğularak günlerce işkence edilmesi emrini vereceği bir kişi, neconların gözünde “doğal teröristler” denebilecek birisi Mamdani. Zira 1991 Uganda doğumlu. Hem Cheney’in doğrudan hedef tahtasında olan bir kökene sahip hem de Trump’ın göçmen düşmanlığını kurumsallaştırırken ABD’nin dışından diyerek kodladığı bir siyasetçi. Bu açıdan Mamdani’nin seçim zaferi ABD emperyalist saldırganlığına karşı, bu savaş ve işgal politikalarının ideolojik arka planına yönelik doğrudan bir yanıt oldu. 2003’te Irak’a atılan füzelerin hesabının ABD’nin kalbinde sorulmaya başlaması çok önemli.
Mamdani’nin ismi, esas olarak son bir yılda duyulmaya başlandı. Kendisini demokratik sosyalist olarak tanımlıyor. Amerikan Demokratik Sosyalistleri (DSA) partisinin üyesi. Mamdani, adı henüz çok duyulmadığı dönemde çeşitli sol örgütlerde ve Filistin’le dayanışma kampanyalarında çalışıyordu.
New York seçim zaferi, sosyalistler açısından önemli dersler içeren, uluslararası düzeyde büyük yankı uyandıran ve özellikle otoriter sağ dalgaya karşı kazanılmış “ahlaki ve ideolojik bir zafer” olarak görülmelidir.
Seçim zaferi öncelikle otoriter sağa karşı bir tokattır: Mamdani’nin seçilmesi, neoconlara, Trump’a, Siyonizm’e ve dünya genelindeki otoriter dalgaya karşı verilmiş en sert yanıtlardan birisi, genel sağ saldırı altında kazanılmış önemli bir başarıdır.
Bu, aynı zamanda ati-Siyonist mücadelenin ve Filistin dayanışmasının bir zaferi. Mamdani, Amerika’daki sosyal demokratlar arasında Filistin konusunda en net tutumu alan aday olduğu için desteklendi. Zafer, ABD’de en çok Yahudi’nin yaşadığı bölgede gerçekleştiği için Siyonistlerin yanı sıra antisemitistlere de ayrıca bir cevap olarak görülmelidir. Filistin mücadelesinin küresel bir ifadesi olan bir başarı bu. ABD’nin verdiği destekle Gazze’de soykırım gerçekleştiren İsrail, Trump’la birlikte New York’ta hezimete uğradı.
Sağa karşı sağcılık yapmaya gerek yok
Umut, en karanlık anda bile beklenmedik bir şekilde açığa çıkıyor. Bu nedenle sağın tüm gezegenin geleceğini ipotek altına almış gibi göründüğü koşullarda Trump ve Musk gibi milyarderlerin caka sattığı koşullarda Mamdani’nin zaferi hiçbir mücadelenin boşa gitmediğini gösteren önemli bir sıçrayıştır.
Mamdani’nin zaferi hakkındaki en şaşırtıcı şey, aslında bu başarının şaşırtıcı olmamasıdır. Karşısında Andrew Camuo adında tacizci, New York eski valisi vardı. Mamdani seçimleri Cuomo’nun dokuz puan önünde tamamladı. Gerçekten de bir yıl önce adaylığını açıkladığında büyük çoğunluğun tanımadığı bir adam için olağanüstü bir sonuçtu. Üstelik Berni Sanders’ı belirttiği gibi adaylığını açıkladığı ilk günlerde anketlerde sadece yüzde 1 oy alabiliyor diye görünüyordu.
Şubat ayında Mamdani, Demokratların ön seçimlerde daha tanınmış ve deneyimli adaylarının önünde görünüyordu. Daha derin köklere sahip olan bu adayların karşısında kendisine sosyalistim diyen bir adayın başarı kazanmasının ilk nedeni açıkça sol bir kampanya yürütmesiydi.
Henüz ön seçimi kazandığı haziran ayında seçimin ardından yaptığı konuşmada, Mamdani, sosyalist bir siyasal duruşun ABD’nin her yerinde geçerli olacağını söyledi:
“Sonuçta bunun, eşitsizliklerle ilgili bir kampanya olduğunu düşünüyorum ve bu eşitsizliği yaşamak için ülkenin en pahalı şehrinde yaşamak zorunda değilsiniz, çünkü bu ulusal bir sorun. Ve Amerika’nın dört bir yanındaki insanlar, kendileri için mücadele edecek, sadece hayatlarına yankı bulan şeylere inanmakla kalmayıp, gerçekten mücadele edip bu şeyleri gerçekleştirecek insanlar arıyorlar…Çalışan insanlara ve onların mücadelelerine odaklanarak, çoğumuzun Demokrat olmaktan gurur duymasına neden olan şeye geri döndüğümüzü düşünüyorum.”
Mamdani’nin başarısının bir önemli yanı da sağa karşı mücadelede sağcılık yapmaya gerek olmadığını göstermesiydi. Seçim boyunca tavizsiz bir şekilde en net talepleri, en sol talepleri dile getiren Mamdani, Türkiye’de her önemli politik süreçte görüldüğünün tersine, gerçeklerin en yalın şekilde dile getirilmesinin ve sağcılara taviz vermemenin, mücadeleyi ya da seçimleri kazanmak için kritik önemde olduğunu gösterdi.
Mamdani’nin, 2 milyon kişiyi etkileyecek “kiraların dondurulması” talebi ve 10 yıl içinde 200 bin yeni sosyal konut geliştirme planı vardı. Ayrıca 6 haftalıktan 5 yaşına kadar tüm çocuklar için ücretsiz ve yüksek kaliteli evrensel çocuk bakımı talebi vardı. Bir diğer öne çıkan talep ise şehirdeki tüm otobüs hatlarının kalıcı olarak ücretsiz hale getirilmesiydi. Mamdani, daha radikal bir talep olarak tüm bu talepler için gereken kaynakları zenginlerden “şehir vergisi” alarak karşılayacaklarını açıkladı. Yıllık 1 milyon doların üzerinde geliri olanlardan “şehir vergisi” alınacağını açıklaması, milyonerlere karşı radikal bir sol talep olarak öne çıkıyordu.
Sağcılarla sağcılık yarıştırmanın, sağcılarla milliyetçilik yarışına girmenin sola hiçbir faydası yoktur. Net, kapsayıcı ve güçlü sol taleplerin kazanmak için yeterli olabileceğini göstermiş oldu Mamdani. Yeter ki ezilenlerin toplumsal güçlerine yaslanan gerçek bir kampanya inşa edilebilsin.
Hem “kimlik” hem sınıf
Bu açıdan seçim kampanyası boyunca Mamdani etrafında örülen mücadele ağının sadece “iş ve ekmek” talepleriyle yetinmedi. Kadınların özgürlüğünü, LGBTİ+’lara yönelik baskıların son bulması gerektiğini, İslamofobi ve ırkçılığın yenilmesinin aciliyetini ve Gazze için sürekli olarak ses çıkartmanın yaşamsal öneme sahip olduğu görüşünü, iş, ekmek, ücretsiz sağlık, barınma ve ulaşım gibi taleplerle birleştirdiğini ısrarla anlatmak gerekiyor.
Mamdani, demokrat bir Müslüman olarak, LGBTİ+ kulüplerinde konuşmalar yapıp aktivistlere desteğini sunup destek isteyerek binlerce aktivistin onayını aldı. Irkçılığa ve göçmen düşmanlığına karşı verilen mücadeleleri sahiplenen bir merkez olarak Mamdani kampanyası sağa karşı sağ fikirlerle mücadele etmenin yanlışlığını ve ezilenler arasında duvarlar örmenin anlamsız olduğunu kesin bir şekilde gösterdi. Seçim konuşmasında ‘Ben Müslümanım. Ben demokratik bir sosyalistim. Bunlar için özür dilemeyi reddediyorum’ diyen Mamdani sol politik vurgularda ısrarcı olacağını da gösterdi.
100 bin kişilik seferberlik
Mamadani’nin seçim kampanyası, 100 bin aktivisti kapsamanın yanı sıra sadece oy toplama çalışması olarak değil, binlerce aktivistin gerçekleri sürekli teşhir ettiği aşağıdan kurulan bir ağın muazzam seferberliğinin ve basıncının ürünü olduğu için de çok önemli derslerle dolu. 100.000 aktivist kapı kapı gezip, oy vermenin önemini anlatırken Mamdani büyük yürüyüşler de örgütledi.
New York seçim kampanyasının üzerinde yükseldiği zemin 18-29 yaş arasındaki gençlerdi. Gençlerin yüzde 78 gibi yüksek bir düzeyde desteğini alması çok önemliydi. Sağın Trump’la beraber sık sık gösteriş yaptığı koşullarda, aşağıdan bir kampanyanın aktivizm temelinde yükselmesi, otoriter rejimler altında karamsarlığa kapılan birçok ülkede hangi politik ve örgütsel stratejilerin geliştirilebileceğine dair sayısız ipucu veriyor.
Birlikte açlık grevine katıldığı taksiciler, Trump’la birlikte üzerlerine boca edilen cinsiyetçi saldırılara maruz kalan LGBTİ+ aktivistler, sağcıların iklim krizini önemsizleştiren politikalarına karşı çıkan iklim aktivistleri, sağcıların en düzeysiz ve iki yüzlü saldırılarına maruz kalan Filistin dayanışmasında beraber açlık grevi yaptığı, beraber eylemlere katıldığı aktivistler Mamdani’nin kendilerinden birisi olduğunu düşündükleri için ABD ırkçıları ağır bir mağlubiyet aldılar.
Sol reformizmin sınırları
New York seçim başarısı dünyanın tüm ezilenlerine moral verirken ve bu galibiyetin Trump’a attığı tokadın altını kalın kalın çizerken Mamdani’nin sosyal demokrat fikirlerinin yarattığı sınırlamaları görmezden gelemeyiz. Mamdani bir sosyal demokrat, bir Marksist değil. Reformistlerin yani dünyayı seçimlerle değiştirebileceğine inananların siyasal ufuklarının sınırları ve bir aşamada egemen sınıflarla, devletle ve bankalarla uzlaşmaları gibi tarihsel örnekler büyük bir hayal kırıklığı potansiyelini de barındırıyor. Bu açıdan en ağır örnek Yunanistan’da yaşanan Syriza deneyimiydi. Mamdani de kampanyası boyunca merkez Demokratlarla arka kapı görüşmeleri yaptı ve bankalar, polis ve müteahhitlerle temasları olduğu da ortada. Bu nedenle bağımsız aktivizmin devam etmesi önemli.
Mamdani‘den bağımsız olan “Our Time for an Affordable NYC” kampanyasının aktivistleri taleplerinin kazanılması için sokakta olmaya devam edeceklerini açıkladılar. Bu hareket, daha önceki Sanders kampanyasından (ya da parasal kaynakların kökenine dair şüphe altına kalan New York Belediye Başkanı Bill de Blasio’nun kampanyasından) dersler çıkartarak bu kararı aldıklarını açıkladı. Aktivistlerin Mamdani’nin görev süresi boyunca aktif kalmaya karar vermeleri çok önemli. Fakat bu ne kadar sürdürülebilecek, buna hemen yanıt vermek mümkün değil.
Lenin’in demokratik cumhuriyet hakkında söylediklerini akıldan çıkartmamamız gerekiyor. İşçi sınıfı açısından en tercih edilir olan yönetimin demokratik cumhuriyet olduğunu söyleyen Lenin, “Burjuva demokrasisi, ortaçağla karşılaştırıldığında büyük bir tarihsel gelişmeye karşılık düşse de, her zaman için sınırlı, güdük sahte ve ikiyüzlü, zenginler için bir cennet, sömürülenler ve yoksullar için bir tuzak, bir aldatmaca olarak kalır ve kapitalizm altında bu şekilde kalmaya yazgılıdır. Hilekarlık, şiddet, çürümüşlük, yalancılık, ikiyüzlülük ve yoksulların ezilmesi: Modern burjuva demokrasisinin, uygar bir görünüm verilmiş, cilalanıp parlatılmış dış görüntüsünün ardında gizlenen şeyler bunlardır.”1 diye yazıyordu.
Şimdi Mamdani, ABD modern demokrasisinin bu yönüyle çok daha yakından tanışacak. Bu hilekarlığın, şiddet ve çürümüşlüğün içinde ayakta durmak ve egemen sınıfın çeşitli sözcüleriyle ittifak kurmadan, devletin basıncını hissetmeden mücadele edebilmenin tek yolu, iktidarın niteliğini değiştirecek adımların ve örgütlenmenin inşa edilmesidir.
Joseph Choonora son yazısında çeşitli sol reformist deneyimleri şöyle aktarıyor:
“Syriza, “hem sandık hem de sokak” stratejisini benimsemişti. Bu örnek öğreticidir. Syriza’nın kökleri, Yunan komünist geleneğinden ayrışarak, Your Party2 destekçilerinin çoğunun çok daha solunda yer alıyordu. Dahası, Syriza, düzinelerce genel grev ve kitlesel sosyal mücadelenin ardından iktidara gelmişti. İktidara yaklaşırken, daha radikal eğilimlerini dizginledi, ardından iktidara geldikten sonra Yunanistan ve daha geniş Avrupa kapitalist sınıflarının, kurumlarının ve hükümetlerinin kemer sıkma taleplerine hızla boyun eğdi. Böylece, bir stratejik yolu diğerine tercih etti. Devlet kurumları aracılığıyla, yukarıdan değişim gerçekleştirmeye çalışarak kapitalist oyunun kurallarını kabul etti. Alternatif olan, aşağıdan kitlesel bir hareket başlatmak, bankaları ve işyerlerini ele geçirmek, Euro gibi kurumlarla ilişkisini kesmek ve işçi kontrolü unsurlarını getirmek, partinin gündeminde yoktu. Böylesine radikal bir stratejiyi benimsemeye hazır bir örgüt kurmak ertelenemez.”3
İngiltere’de kurulan ve yüz binlerce üyeye ulaşan Your Party’nin iki liderinden birisi olan, bağımsız sol milletvekili Zarah Sultana, “Devlet iktidarına karşı çıkıyorsak, büyük bir tepkiyle karşılaşacağız ve buna dayanacak kurumsal direnç gücüne sahip olmamız gerekiyor.” dediğinde, sorunun yanıtının ancak doğrudan sınıf mücadelesi olduğunu tartışmaya başlamış oluyoruz. Mamdani hareketinin tartışması da aynı zeminde yaşanmak zorunda. Syriza örneğinde görüldüğü gibi sol bir hükümetin yakasına yapışacak sermaye ve devlet gücünün karşısında, ancak işçi sınıfının kolektif direnişi durabilir. Bu direniş için ise işçi sınıfının öncüleri içerisinde güven veren bir aktivistler ağı, bir devrimci kadrolar bloğu olmak zorundadır. Kritik an günün birinde gelmeyecek. Her an kritik kararlar alınmak zorunda. Gazze Planı’na ne demek gerekiyor, zenginler vergilendirmeye karşı çıktığında ne yapacağız, New York ABD değil Trump’ın Mandani üzerindeki baskısı nasıl püskürtülecek, İngiltere’de yüz binden fazla kişiyi bir araya getiren faşist çekirdek nasıl yenilecek?… New York, çok önemli bir çıkış noktasına sahip: 100 bin aktvist! Ama bu aktivistler kitlesinin antikapitalist bir perspektifle harekete geçen nispeten kitlesel bir kadrolar ağıyla sürekli temas içinde olması çok önemli.
Bu açıdan ABD’de sosyalistlerin hemen seçim akşamı yaptığı değerlendirmeler çok kritik bir öneme sahip. Seçimlerde daima var olan belirsizlik, büyük ölçüde adayların kişilik ve performanslarıyla belirlenen süreçler olması ve de Mamadani’nin daha önce eyalet meclisine seçilememiş olsa bugün yaşanan türden bir coşkunun yaşanamayacak olması önemli. Aktivistler önce eyalet meclisi seçimlerinde kıran kırana bir mücadele verdiler. Bu seçim süreci örgütsel kapasite, koalisyon ilişkilerinin sürdürülme tarzları, güvenilirlik ve adayın ortaya çıkışı açısından belirleyici olmuştur. Seçim stratejisinde, seçmenlerin ortalama bir politika aramadığını kavramak, sağduyu peşinde koşmadıklarını görmek ve statükodan bıkmış olduklarını tespit edebilmek çok önemliydi. Aşırı sağa karşı radikal sol taleplere yönelik bir yönelim olduğu görüldü. Burada Mamdani kampanyasının hem kitlesel hem katılımcı ruhu, saha çalışmasında açığa çıkan etkileyici ruh, dünyayı değiştirmek isteyen insanların birbirlerini elektriklendirmelerine neden oldu. Sonuçta aktivistler birlikte direnmeye ve birlikte mücadele etmeye yönelik benzersiz bir dayanışmanın inşa edilmesiyle sağcıları darmadağın ettiler.
Elbette şu anda çelişkili bir durum var. Yine bir başka aktivistin söylediği gibi meydan okumayı, sağın reddedilmesini ve değişimden yana duyguları kucaklarken sağın göçmen düşmanı saldırganlığına karşı hazırlıklı olmak gerekecek.
Hem zafer şarkıları hem mücadeleye hazırlık
Bir yandan zafer şarkıları söyleyen New Yorkluların duygusunu paylaşıyoruz ama aynı zamanda bu türden her ileri doğru yaşanan sıçrama hareket içinde Marksist bir ağın kitleselleşmesinin ne kadar önemli olduğuna da işaret ediyoruz.
Türkiye için önemli olan nokta ise Mamdani’nin başarısının Türkiye’deki sosyalist hareket için antikapitalist bir alternatifin kitlesel olarak nasıl inşa edilebileceğine dair barındırdığı deneyimler. Bu alternatif, kimlik mücadeleleri olarak aşağılanan tüm politik konuları sınıf mücadelesiyle birleştiren, İmamoğlu veya CHP etrafında odaklanmak yerine İmamoğlu ve CHP’ye yönelik haksızlıklara karşı çıkan antikapitalist bir sol kurmayı hedefleyen bir yol anlamına gelmektedir.
Tartışılacak birçok nokta var ama açık ki kitlelerin mücadelesi belirleyici etken olmayı sürdürüyor. ABD’de ikinci döneminde Trump’a karşı iki büyük eylem yapıldı. 14 Haziran’daki ilk “No Kings” (Krallara Hayır) eylemine 2.100’den fazla noktada beş milyondan fazla protestocu katılırken, 18 Ekim’de “No Kings 2.0” eylemine 2.700 kadar noktada yaklaşık 7 milyon göstericinin katıldığı söyleniyor. Bu eylemlerin New York zaferine doğrudan nasıl etki ettiğini bilemeyiz elbette ama Trumpizm’e karşı milyonları içine çeken bir hareket, seçimlerde de aktivistlerin kazanma duygusuyla, güven içinde hareket etmesinde belirleyici olmuştur diyebiliriz. Trump’ın birinci başkanlık döneminin sonunu getiren de Siyahların Hayatı Önemlidir (Black Lives Matter) hareketiydi. Kitle mücadelelerinin inşa edilmesi ve kitlelerin sesinin duyurulması için sokakların fethedilmesi, sandıkların da fethedilmesine giden yolu açıyor.
Dipnotlar:
- Cliff, 1994, s. 387-388
- Bugün Britanya’da İşçi Partisi eski başkanı Jeremy Corbyn etrafında kurulmakta olan yeni sol parti.
- Choonara, 2025
Kaynakça
CBS News, 2025, “Dick Cheney, powerful former vice president, dies at 84”, (4 Kasım), https://www.cbsnews.com/news/dick-cheney-former-vice-president-dies-at-84/
Choonara, Joseph, 2025, “Hope amid horror? Britain’s new left and far right”, International Socialism, https://isj.org.uk/hope_amid_horror/
Corbett, Jessica, 2025, “Mamdani’s Movement Aims to Stay Activated While He Governs NYC”, Common Dreams, (7 Kasım), https://www.commondreams.org/news/mamdani-wins
Kabir Khanna, 2025, “The voters Mamdani added to the Democratic coalition in New York: CBS News analysis” CBS News, (11 Kasım), https://www.cbsnews.com/news/cbs-news-analysis-the-voters-mamdani-added-to-the-democratic-coalition-in-new-york/
Karl Vick, 2025, “Dick Cheney Was the Most Powerful—and Polarizing—Vice President in U.S. History”, Time, (4 Kasım), https://time.com/7330901/dick-cheney-obit-former-vice-president/
Nwanevu, Osita, 2025, “Zohran Mamdani is filling disillusioned Americans with hope and inspiration”, The Guardian, (6 Kasım), https://www.theguardian.com/commentisfree/2025/nov/06/zohran-mamdani-is-filling-disillusioned-americans-with-hope-and-inspiration
Panetta, Grace, 2025, “Zohran Mamdani, who ran on universal child care, elected New York City mayor”, 19thnews, (4 Kasım), https://19thnews.org/2025/11/zohran-mamdani-new-york-mayor/
Reinl, James, 2025, “Dick Cheney, the controversial power behind the Bush throne, dead at 84”, Al-Jazeera, (4 Kasım), https://www.aljazeera.com/news/2025/11/4/dick-cheney-the-controversial-power-behind-the-bush-throne-dead-at-84
Öztaşkın, Mustafa, 2011 ““Irak Savaşı Bir Özelleştirme Harekatı”’dır”, (31 Mayıs), Petrol-İş, https://www.petrol-is.org.tr/haber/irak-savasi-bir-ozellestirme-harekatidir-721/
Thaaror, Ishaan, 2025, “Dick Cheney’s Iraq War legacy lives on”, The Washington Post, (7 Kasım), https://www.washingtonpost.com/world/2025/11/07/dick-cheneys-iraq-war-legacy-lives/
- I. Lenin, Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky, Alıntılayan Tony Cliff, Lenin, Cilt 2: Bütün İktidar Sovyetlere, Z Yayınları, İstanbul, 1994
