Dr. Fatma Örgel: “Göçmenlerin sağlık hakkının kısıtlanması genel toplum sağlığı için de sorun oluşturuyor.”

“Gölgede kalan yaşamlar: Göçmenler” raporunu hazırlayanlardan Dr. Fatma Örgel ile konuştuk.
Dr.Fatma Örgel ile birlikteyiz, Enternasyonal Sosyalizm olarak röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. “Gölgede kalan yaşamlar: Göçmenler” raporunu hazırladınız ve kamuoyu ile paylaştınız. Öncelikle bu rapor kimler tarafından hazırlandı, içeriğinden ve böyle bir raporu hazırlama nedenlerinizden bahseder misiniz?

“Gölgede kalan yaşamlar: Göçmenler raporu”, Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı tarafından hazırlandı. Ben de sahada çalışan bir hekim olarak bu raporun hazırlanmasına destek verdim. Gerek ülke içi gerekse bölgesel ve küresel gündemin ciddi yoğun olduğu bir dönemden geçiyoruz; bu da özellikle göçmenler gibi zaten toplum dışına itilmiş kırılgan grupların sorunlarını iyice görünmez kıldı. 2024 Aralık ayında Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi ile birlikte başlayan geri göçler toplumda sanki bütün Suriyeli sığınmacılar ve göçmenler ülkeden gidiyor gibi bir algı yarattı. Dolayısıyla bu kesimle ilgili sorunlar da giderek görünmez hâle geldi. Tabii iktidarın da yürüttüğü geri gönderme politikası bu görünmezlik ve görmemezlikte etkili oldu diye düşünüyorum. Halbuki yürütülen bu geri gönderme politikası nedeniyle sığınmacılar, göçmenler başta sağlık hakkı olmak üzere çok ciddi sorunlar yaşamaktalar. Göçmenlerin sağlık alanında yaşadıkları sorunları tekrar görünür hâle getirmek için böyle bir rapor hazırlama ihtiyacı oldu.

Raporda 2025 Nisan ayından itibaren göçmenlerin ilk basamak sağlık hizmetlerinden faydalanmalarının Göçmen Sağlığı Merkez Birimleri’ne aktarıldığından bahsediyorsunuz. Hem bir doktor olarak hem de göçmenlerle dayanışan bir aktivist olarak bu düzenlemeyi nasıl değerlendiriyorsunuz. Büyük bir ayrımcılık olduğu aşikar olan bu düzenlemenin genel toplum sağlığına etkilerini de değerlendirebilir misiniz?

Yönetmelik, Kasım 2024’te çıksa da tam olarak uygulanması Nisan 2025 itibarıyla oldu. Bu aile hekimliği yönetmeliğiyle birlikte Suriyeli sığınmacıların birinci basamak hizmet alımları, aile hekimliklerinden almaları yasaklandı. Göçmenler birinci basamak hizmetleri için Göçmen Sağlığı Merkezleri’ne yönlendirildiler. Ama şöyle bir durum var; göçmenlerin yoğun olduğu ilçelerde bile yeterli sayıda Göçmen Sağlığı Merkezi yok. Örneğin Suriyeli göçmenlerin oldukça yoğun olduğu Esenler’de bir tane Göçmen Sağlığı Merkezi var ve yeterince donanımlı değil. Esenler gibi çok geniş bir alana yayılan ilçede sadece bir tane Göçmen Sağlık Merkezi varlığı birçok soruna yol açıyor. Özellikle de kırılgan nüfus dediğimiz; Suriyeli sığınmacılar veya diğer göçmenlerin bu hizmet birimlerine ulaşmaları, normalde yürüyerek gidebileceği mesafedeki aile sağlığı merkezleri yerine bir iki dolmuşla gidebileceği ve maddi masraf yapması gerekeceği bir duruma dönüştü. Bir de diğer çok önemli, hassas bir konu da geçen 4-5 yıl içinde çok artan ırkçılık nedeniyle sığınmacılar çok içlerine kapanması. Özellikle kadınlar açısından evden çıkamayan Suriyeli kadınlar, toplum içine karışamayan kadınlar oluşmaya başladı. Aile Sağlığı Merkezleri’ni ise gebe izlem, kadın izlem, bebek izlem, çocuk izlem ve aşılamalar konusunda en çok kadınlar ve çocuklar kullanıyordu. Ve bu kesim şu an dışarı çıkarken çok zorlanıyor. Evlerinden yürüyerek gidebilecekleri bir Aile Sağlığı Merkezi yerine bir iki dolmuşla gidebilecek Göçmen Sağlığı Merkezleri’ne gitmeleri onları epey zorluyor. Bu da tabii göçmenlerin, Suriyeli sığınmacıların bebeklerinin, kadınların aşılanma oranlarını çok düşürdü.

Bu yönetmelik hekimlere göçmenleri tedavi etmelerinde sınırlamalar getiriyor, onlar için gerekli ilaçlar da sizlere verilmiyor. Bunu bir hekim olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Göçmenlerin sağlık hakkının ellerinden alınması anayasaya, temel insan haklarına aykırı bir durum. Aynı zamanda bizim Hipokrat yeminine, temel doktorluk ilkelerimize aykırı bir durum. Göçmenlere sağlık hizmeti vermemiz, onlara tanı ve tedavilerine yardımcı olmamız çıkarılan yeni yönetmelikle -kanunlarda böyle bir düzenleme yok-) devlet malını zarara uğratmak veya kaçak bir göçmeni tedavi etmek yardım ve yataklık gibi ele alınıyor. Doktorlar savaş hâlinde bile yaralı ya da ölmekte olan birine tedavi eder. Sağlıkçıların görevi göçmenlerin suçunu bilmek değildir. Bu emniyetin, güvenlik güçlerinin görevidir. Bizim görevimiz toplum için elzem olan birinci basamak sağlık hizmetlerini sunmaktır. Bu bir suç değil görevimiz ve ayrıca hakkımız. Hem bu raporu hazırlayanlar hem de sağlıkçılar olarak renk, ırk, dil, din fark etmeksizin insanların temel sağlık haklarını karşılamaları konusunda sağlık hizmeti sunma hakkımızı geri istiyoruz.

Hükümetin sağlık alanında neden böyle bir düzenlemeye gittiğini düşünüyorsunuz? Muhalefetin bu yasal düzenlemeye itirazı oldu mu yoksa göçmenler meselesinde aynı bakışa mı sahipler.

Geri gönderme iktidarın bir politikası ama sonuçta muhalefet de çok farklı düşünmüyor. O yüzden göçmenler görünmez hâle geldiler, yani ne iktidar cenahında ne de muhalefet cenahında bu göçmenlere yönelik yapılan insan hakları ihlallerinin, sağlık hakları ihlallerinin herhangi bir görünürlüğü, bir karşılığı yok. Biz de bu nedenle raporun başlığını “gölgede kalanlar” dedik. Tabii tartışılacak, itiraz edilecek önemli bir konudur geri gönderme politikası ama buradaki temel sorun bu politikaya sağlığın araç edilmesidir. Sağlık, politikanın aracı değildir. İnsanların sağlığı, yaşam hakkı, sağlık hakkı politikanın aracı olarak kullanılmamalıdır. Sağlık hakkı temel bir haktır, anayasal bir haktır, uluslararası bir haktır. Bizim sağlıkçılar olarak söylemeye çalıştığımız, bu temel hakkın göçmenlere verilmesidir. Zorla geri gönderilmeleri için insanların sağlık haklarının ellerinden alınması, sağlığın politikaya alet edilmesidir. Kesinlikle sağlığın politikaya böyle malzeme yapılmaması, insanların sağlığından edilmemeleri gerekiyor.

Peki, göçmenler sağlık hizmetlerinden şu an hangi koşullarda, nasıl faydalanıyorlar?

Göçmenlerin şu anda sağlık hakkı oldukça kısıtlanmış vaziyette. Biraz önce bahsettiğim gibi birinci basamak sağlık hizmeti için aile sağlığı merkezlerine gidemiyorlar. Birinci basamak sağlık hizmetleri için Göçmen Sağlığı Merkezleri’ne gitmek zorundalar. Göçmen Sağlık Merkezleri yaygın değil, sayısı az. Bu merkezlere ulaşmak zor. Göçmenler kolayca bu merkezlere ulaşamıyor. Ayrıca bir başka zorluk iktidarın şu andaki geri gönderme politikası nedeniyle yaşananlar. Hem Göçmen Sağlığı Merkezleri hem hastaneler acil servislerinde de bu durum yaşanıyor. Normal ya da kronik hastalıkların tedavileri- bunların içinde kanser, kronik böbrek yetmezlikleri, kalp hastalıkları var. Göçmenleri tedavi için gittikleri hastanelerde maalesef dışarıda polis bekliyor. Çok çabuk bir biçimde çok ufak bir sorunla bile kaçak hâle gelebiliyorlar. Kimlikleri ellerinden alınabiliyor ve Geri Gönderme Merkezleri’ne götürülebiliyorlar. Bu risk nedeniyle de artık pratikte de Suriyelilerin ve diğer göçmenlerin (çünkü bütün göçmenlere karşı yürütülen bir geri gönderme politikası var) sağlık hizmetine erişimi acil durumlarda bile maalesef çok kısıtlandı. Bu, temel insan haklarına, Türkiye’deki temel kanunlara ve anayasaya da aykırı bir durum. Hem acil şartlarda hem de toplum sağlığını etkileyecek olan bulaşıcı hastalıklar konusunda hiçbir kimlik ya da vatandaşlık, kayıt gözetilmeden bütün insanlara hizmet sunmak zorundayız. İnsani olarak böyle bir zorunluluk var, aynı zamanda toplum sağlığı için… Ama göçmen polisine yakalanma, geri gönderme merkezine götürülme riski nedeniyle çok acil olan, kronik hastalığı olan, bulaşıcı hastalığı olan göçmenler de maalesef hastaneleri, sağlık merkezlerini kullanamaz hâle geldiler. Bu kendi sağlıkları için zaten çok büyük bir risk, birçok açıdan dezavantajlı oldukları (kaçak çalışmaları, asgari ücretten çok daha düşük, karın tokluğuna çalışmaları), üstüne bir de sağlık problemlerini maalesef merdiven altı yerlerde, kaçak yerlerde giderme ihtiyacı hissediyorlar, bazen de gideremiyorlar. Bu şekilde ölümler var, raporda da bunların örnekleri var maalesef. Bir diğeri de toplumsal açıdan bulaşıcı hastalıkların tedavisi. Tüberküloz, HIV gibi göçmenleri de etkileyen hastalıklar normalde kanunen, toplum sağlığı düşünülerek devletin her şartta vermesi gereken, tedavi giderleri dahil karşılaması gereken hizmetler. Aşılamalar da dahil. Ama bu hizmetlere ulaşmak hem giderek zorlaşıyor hem de sağlık hizmeti almak isteyenler göçmen polisi ve geri gönderme merkezi tehdidi ile karşı karşıya kalıyorlar ve maalesef kullanmaktan kaçıyorlar. İşte bu şekilde toplum içinde dolaşan, tedavi almamış verem hastaları, HIV hastaları bulunuyor. Göçmenler Geri Gönderme Merkezleri’ne gitmek istemiyorlar. Çünkü buralar artık ulaşılamaz, hukukun girmediği yerler olarak tanımlanıyor. Maalesef avukatlar bile hiçbir şekilde Merkezlerin içine giremiyorlar, göçmenlerin yaşadığı şartları, şikayetlerini dinleyemiyorlar. Bu şartlar altında göçmenlerin kesinlikle düşmek istemedikleri bir yer Geri Gönderme Merkezleri. Bütün bunların sonucunda hem göçmenlerin kendi sağlıkları hem de içinde yaşadıkları toplumun sağlığı açısından da riskler oluşuyor.

Genel toplum sağlığını da tehlikeye sokmasını biraz daha açar mısın?

Aynı toplum içinde yaşıyoruz, aynı ülkede yaşıyoruz, aynı sokakları, iş yerlerini, okulları kullanıyoruz. Bu kadar aşı direncinin, aşı karşıtlığının olduğu bir dönemde aşı konusunda hassas olan pratikte biz çağırmadan da gelen Suriyeli hastalarımızın bizden alınması ve uzakta gidemeyecekleri bir merkeze verilmesi onların erişimini engelledi. Maalesef yerli vatandaşlarda aşı olmayı reddedenler var. Suriyelilerde aşı retleri olmadığı hâlde erişim sıkıntısı nedeniyle aşılamalar düşüyor. Aşılamaların düşmesi; toplum içinde kızamık, su çiçeği, menenjit gibi salgınların artmasına neden oluyor ve bunları görmeye başladık. Bu da toplum sağlığı açısından büyük bir risk oluşturuyor. Bu konuda hem meslek örgütlerinin, Tabip Odası’nın hem de Sağlık Bakanlığı’nın aslında teyakkuzda olması gerekiyor.

Eklemek istediğiniz, son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Birinci basamak sağlık hizmetlerine getirilen bu kısıtlamalar ile kırılgan grup olan Suriyeli ve diğer göçmenler arasından yerli vatandaş olan nüfusa göre zaten yüksek olan bebek ölüm, anne ölüm oranlarını daha da artıracaktır. Göçmenler arasında anne ölüm ya da bebek ölümler yerli vatandaşlara göre 2-3 kat daha fazla. Bu çok ciddi bir durum. Aynı toplumu, aynı ülkeyi paylaştığımız bir insan grubuyla bu şekilde ciddi farkların olması kabul edilemez. Bir insan ve bir sağlıkçı olarak bunu doğru bulmuyorum.

Rapora katkı sunan herkese ve size teşekkür ederiz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı ekibi tarafından hazırlanan “Gölgede kalan Yaşamlar: Göçmenler” raporuna https://www.ihdistanbul.org/haber/211/rapor-golgede-kalan-yasamlar-gocmen-ve-multecilerin-saglik-hak adresinden ulaşabilirsiniz.

sosyalizm