Kadrolaştırma: Organik Entelektüellerin Partisini Kurmak

Joseph Choonara

Geleneksel askeri terminolojide kadro, etrafında bir asker biriminin oluşturulacağı, subaylardan müteşekkil bir çekirdek grubunu ifade ederdi.1 Birçok askeri terim gibi, bu terim de iki savaş arası dönemde devrimciler tarafından benimsenmişti: Kadrolar, örgütlerinin fikirlerini yayan, sınıf savaşında liderlik ve yönlendirme sağlayan, bir partinin çekirdekte yer alan aktivistlerini oluştururlardı.2

Devrimci siyasete yönelen insanlardan kadrolar yaratmak, yani “kadrolaştırma” sorunu, kapitalizmi yıkmak ve sosyalist bir toplumu mümkün kılmak için politik örgütlenmenin gerekli olduğuna inanan herkes için temel bir sorundur.3

Böyle bir kadro kendiliğinden gelişmez. Sınıf mücadelesinin yoğun olduğu koşulların bu süreci hızlandırabileceği ve kolaylaştırabileceği doğrudur. Ancak, bu durumda bile, mücadelenin pratik deneyiminin tek başına, uzun vadede bir örgüt kurmak için gerekli olan çok yönlü devrimcileri yetiştireceği kesin değildir. Belirli mücadeleler zayıflar veya yenilgiye uğrar; yeni sorunlar ile meseleler ortaya çıkar ve sosyalistleri teorilerini geliştirmeleri, yeni açıklamalar sunmaları ve taktiklerini yeniden düşünmeleri için zorlar. Belli bir noktadan sonra, en iyi militanlar bile faaliyetlerini Marksizm araçlarını kullanarak sistematik olarak teorileştirmenin yollarını bulmalı ve gerektiğinde bu araçları geliştirmelidir. Bu, sadece yeni üyelerin daha deneyimli üyeler tarafından yetiştirildiği bir ilişkiyi değil, her üyenin teorisini ve pratiğini geliştirmek ve bu ikisini birleştirmek için devam eden bir sürecin parçası olduğu bir kültürün gelişmesini de içerir.

Kadrolaşma sadece otomatik bir süreç olmaktan uzak olmakla kalmaz, aynı zamanda mekanik bir operasyon olarak da düşünülemez. On oturumluk bir eğitim kursu, ne kadar değerli olursa olsun, kadroların üretim bandından çıkan fasulye konserveleri gibi çıkmalarını sağlamaz. Bilakis, kadrolaşma, birçok faaliyet alanında bilinçli çaba, detaylara dikkat ve devrimci partilerin doğası hakkında teorik bir anlayış gerektirir.

Bolşevik miras 

Lenin’in Bolşevik Partisi’nin kadrolaşma kavrayışından yola çıkmak faydalı olacaktır.4 Bolşevikler, tarih boyunca işçileri ve diğer ezilen grupları ulusal ölçekte bir sosyalist devrimde zafere ulaştıran tek örgüt olarak kalmıştır. Bu devrim, Stalin dönemindeki tersine dönüşler sebebiyle yaşayamını sürdürememiş olsa da, hâlâ önemli bir başarı olarak görülmeye devam etmektedir. Bu, bugün kurduğumuz partilerin Bolşevizmi kopyalayacağı veya aynı somut sorunlarla karşılaşacağı anlamına gelmez, biz tarihsel bir yeniden canlandırmanın parçası değiliz. Bununla birlikte, Bolşevizmin ele aldığı bazı genel sorunlar, ortaya çıktıkları topluma özgü değil, kapitalizmin sosyal ilişkilerinden ve bu sistem altında yaşayan ve mücadele eden işçilerin koşullarından kaynaklanmıştı. Bunlar arasında işçi sınıfının eşitsiz bilinci, son derece merkeziyetçi bir kapitalist devletle karşı karşıya gelme potansiyeli, reformizme boyun eğmeden reformlar için mücadele etme ihtiyacı ve işçilerin sömürülmesiyle daha geniş çaplı baskı biçimleri arasındaki ilişki sayılabilir.5

Lenin’in yaklaşımının temelinde, devrimci ayaklanmalar dışında, partinin işçi sınıfının tamamının örgütlenmesi olmadığı ve işçilerin tipik veya ortalama bilincini yansıtmaması gerektiği fikri yatmaktadır. Aksine, bu örgüt, kapitalist dünya görüşünden kopmuş, bu sistemi yıkmak isteyen en ileri işçilerin örgütüdür. Bu tür işçileri bir araya getirerek, parti mücadelelere daha etkili bir şekilde müdahale edebilir, işçi sınıfının mücadele gücünü ve özgüvenini güçlendirebilir, devrimci dünya görüşünü daha derinlemesine yerleştirebilir ve daha fazla işçi katmanını örgüte çekebilir. Devrimci bir durumda, “gelişmiş” işçiler havuzu bir okyanusa dönüşebilir ve parti, işçi kitlelerinin enerjisini ve gücünü kapitalist devletle karşı karşıya gelmeye kanalize edebilir ve onu yıkıp burjuva egemenliğini, işçi sınıfının egemenliğinin demokratik organlarıyla değiştirebilir. Böyle bir parti, Karl Marx’ın kapitalizm anlayışından yola çıkarak, işçi sınıfının kendi kendini kurtarma potansiyeline yaslanan ve işçi mücadelelerinin tarihsel derslerini yoğunlaştırıp uygulamaya çalışan bir teori birikiminden yararlanabilir ve bunu geliştirebilir.6

Parti ve sınıf arasındaki ilişkinin bu kısa açıklaması, aralarında basit bir mekanik etkileşim olduğu anlamına gelmemelidir. 1920’lerin sonlarında Stalinist karşı devrimin bedellerinden biri, işçileri kaçınılmaz zaferlerine doğru ilerleten tek parçalı bir “Leninizm” efsanesinin uydurulmasıydı.7 Gerçekte ise durum oldukça farklıydı.

1917’nin işçi-Bolşevikleri 

1917 Şubatında Rusya’da devrim patlak verdiğinde, önde gelen Marksistlerin çoğu yurtdışında sürgündeydi.8 Başkent Petrograd’daki yerel Bolşevik liderlerin çoğu tutukluydu ve özgür kalan üst düzey liderler, aniden patlak veren isyan karşısında hareketsiz kalmıştı.9 Ancak, ayaklanma, tamamen lidersiz olma anlamında saf bir şekilde kendiliğinden gerçekleşmedi: bir tür devrimci sosyalist eğitimle donanmış olan önemli bir işçi militan kesimi, sahada çoğunlukla yönlendirici rol oynadı.10 Bolşevik işçi sınıfı kadroları, devlet mekanizmasının parçalanmasını kışkırtarak Çarlık diktatörlüğünün devrilmesini sağlayanlar arasındaydı.11 Leon Troçki, Rus Devrimi Tarihi adlı eserinde buna bir örnek verir:

O günlerin gerçek elebaşlarından biri olan Bolşevik işçi Kayurov göstericilerin, bir noktada, bir Kazak mangasının gözleri önünde, atlı polislerin kamçı darbeleri altında kaçıştığını; ama kaçanları izlemeyen onunla, yani Kayurov’la birlikte diğer bir kaç işçinin keplerini çıkartarak Kazaklara yaklaştıklarını ve “Kazak kardeşler, işçilere barışçı talepleri için mücadelelerinde yardım edin! Görüyorsunuz, bu firavunlar biz aç işçilere nasıl muamele ediyorlar. Yardım edin bize!” dediklerini anlatır. Bu bilinçli yalaka davranışı, bu kepler elde konuşma ne büyük bir psikolojik numaradır, ne inanılmaz bir harekettir! Tüm sokak mücadeleleri ve devrimci zaferler tarihi benzer doğaçlamalarla doludur. Ama büyük hadiselerin girdabında genellikle görmezden gelinirler ve tarihçilere de kabukları toplayıp beylik sözler etmek kalır. Kayurov devam eder: “Kazaklar aralarında kaş göz işaretleriyle anlaştılar ve cumburlop hadiseye daldıklarında bizim oradan sıvışacak ancak zamanımız olmuştu.” Bir kaç dakika sonra, istasyonun girişinde halk biraz önce kılıcıyla bir polis komiserini deşen bir Kazağı omuzlarda taşıyordu.12

Petrograd’daki Erikson fabrikasında çalışan ve 1903’te örgütün kurulduğu günden beri Bolşevik olan Kayurov gibi figürler, “sokaklarda devrimin günlük kontrolünü elinde tutuyordu”.13 Troçki, “Şubat devrimini kim yönetti?” şeklindeki retorik sorusuna şu yanıtı veriyor: “Çoğunluğu Lenin’in partisi tarafından eğitilmiş bilinçli ve olgun işçiler.” Bu eğitim, 1905 Devriminden alınan dersler de dahil olmak üzere “Marksizmin yöntemlerini” kavramaya, “kitlelerin yaşam deneyimlerinden beslenen” bir anlayışa, dayanıyordu.14 Bu, zaferin garantisi değildi, ancak Bolşevizm olmasaydı, Şubat’tan sonra ortaya çıkan Geçici Hükümet’in dağılması ve onun yerine işçilerin ve ezilenlerin mücadeleleriyle aşağıdan inşa edilen Sovyet demokrasisinin geçmesi ile 1917 Ekim Devrimi’nin tamamlanması imkansız olurdu. Ancak bu, Lenin’in ve 1917’de Bolşeviklere katılacak olan Troçki’nin devrimci süreci yöneten işçilerle sürekli yaratıcı bir diyalog içinde oldukları, yaşayan bir geleneğin önderlik ettiği bir zaferdi.

1917’ye kadar geçen yıllarda Lenin, Bolşeviklerin işçi mücadelelerini yönetmek için uyumlu bir şekilde hareket edebilen merkezi bir örgüt olması gerektiğini defalarca vurguladı. Bu, Ekim 1917’deki zafer için hayati öneme sahipti. O tarihe kadar Bolşevikler, önemli sanayi merkezlerinde belirleyici bir ağırlık kazanmış ve kilit şehir Petrograd’da çoğunluğun desteğini almıştı.15 Ancak Stalinistlerin verimli, monolitik bir makine olarak çizdiği karikatür, aşırı derecede abartılıydı. Gerçekte ise, parti aygıtı yetersiz fon ve personel ile çalışıyordu, örgütü bozan periyodik baskı dalgaları vardı, 1917’de nispeten deneyimsiz yeni üyelerden oluşan büyük bir akın vardı, yoğun ve bazen kaotik tartışmalar da cabasıydı.16 En önemlisi de bu tartışmalar, Lenin’in devrimin ateşinde, kendi örgütünü, devrimin kapitalizme karşı bir sosyal devrime ilerlemek yerine “demokratik” görevlerle sınırlı kalacağı yönündeki, eski ortodoksisinden koparmak zorunda kalmasını da içeriyordu.17 Troçki’nin daha sonra savunacağı gibi, Lenin bu mücadeleyi başarıyla yürütebildi çünkü:

O, parti mekanizmasından çok proletaryanın öncüsünü temsil ediyordu. O, binlerce işçinin artık kendisini destekleyeceğine inanıyordu. O anda kitleler partiden daha devrimciydi ve parti de mekanizmasından daha devrimciydi… Lenin, bir birey olarak değil, sınıfın parti üzerindeki ve partinin mekanizması üzerindeki etkisini somutlaştırdığı için etkiliydi.18

Lenin sonuçta tek bir bireydi. Eğer onun argümanını anlayabilecek, işçilerin niyet ve militanlığıyla karşılaştırabilecek ve buna yanıt verebilecek önemli sayıda Bolşevik kadroya sahip olmasaydı, o an kaybedilmiş olacaktı. Tony Cliff’in de belirttiği gibi, büyük değişim ve istikrarsızlığa rağmen, “partinin tüm gücüyle ayakta kalması, sınıfta derin kökleri olması, gerçek bir kitle işçi partisi olması sayesinde oldu… Yasa dışı koşullarda çalışan, sanayi proletaryasının sadece 2,5 milyon olduğu bir ülkede, binlerce kadrodan oluşan bir örgütün yıllarca ayakta kalması olağanüstü bir başarıdır”19. Troçki’nin belirttiği gibi, partiler devrimci bir yükseliş sırasında hızla büyüyebilir, ancak “kadroları eğitme süreci oldukça uzun bir zaman gerektirir ve devrim bu zamanı tanıyamaz”20. Bir parti kurmak, kitlelerin kendi faaliyetlerinin yerini tutmaz, ancak önceden bir kadro partisi kurulmadan, hiçbir devrim reformist kavrayışları ortadan kaldırmayı veya kapitalist devletle yüzleşip onu yıkmayı başaramaz.

Bağlamı içinde kadro 

Lenin, 1917’ye kadar olan dönemde kadro geliştirme sorunuyla ilgili defalarca yazdı. Bu yazıları okurken karşılaşılan zorluklardan biri, özel olanı genel olandan ayırmaktır. Lenin’in yazdıklarının neredeyse tamamı polemik niteliğindeydi ve sosyalist hareket içindeki belirli tartışmaları yansıtıyordu. Bunu birkaç örnekle açıklayabiliriz.

1905 devriminden önce, Lenin’in Ne Yapmalı? gibi eserlerinde vurguladığı nokta, ulusal bir gazete aracılığıyla birbirine bağlı, tutarlı bir “profesyonel devrimciler” ağı oluşturmak ve polis baskısının önceki çabaları baltalamasına neden olan amatörlüğü önlemektir. Lenin, devrimcilerin işçiler arasındaki dar ekonomik mücadelelerle sınırlı kalmamaları gerektiğini, bunu ekonomizm olarak nitelendirerek, en militan Rus işçilerin zaten ilgilenmeye başladıkları daha geniş siyasi baskı sorunlarını ele almaları gerektiğini vurguluyordu.21 Lenin bunu açık bir teoriye duyulan ihtiyaçla ilişkilendiriyordu: “Devrimci teori olmadan devrimci hareket de olamaz. Modaya dönüşmüş oportünizm vaazının, pratik çalışmanın en dar biçimlerine duyulan hayranlıkla iç içe geçtiği bir dönemde bu fikir ne kadar vurgulansa azdır.”22 Şöyle devam eder: 

Teorik konularda gevşek ve kararsız, ufku dar, kendi gevşekliğini kitlelerin kendiliğindenliğiyle haklı çıkaran, bir halkın sözcüsünden çok bir sendika sekreterine benzeyen, düşmanlarda bile ister istemez saygı uyandıracak kadar kapsamlı ve cesur bir planı ortaya koymaktan aciz, uzmanlık alanında, yani siyasi polisle mücadelede deneyimsiz ve beceriksiz… Durun bir dakika! Bu anlatılan bir devrimci değil ki, zavallı bir amatör! 23

Bu dönemin Lenin’i, genellikle entelektüellerden bir parti kurmaya çalışmakla, öğrenciler gibi gruplardan yararlanmakla ve işçilerin kendi inisiyatifini görmezden gelmekle suçlanır. Gerçek ise oldukça farklıdır. Birincisi, onun önerdiği devrimciler örgütü, mücadelenin dinamik itici gücü olacak çok daha geniş bir işçi ağının merkezinde yer alacaktı.24 Dahası, profesyonel devrimcileri işçi saflarından seçmenin gerekliliği konusunda netti.25 Bu konuda işçilere karşı her türlü küçümsemeyi sert bir şekilde eleştiriyordu:

Bu olgu, bizim en başta gelen, en acil görevimizin, parti faaliyeti bakımından entelektüel çevrelerinden gelen devrimcilerle aynı düzeyde bulunan devrimci işçilerin yetiştirilmesini ilerletmek olduğunu tanıtlamaktadır… Bu nedenle asıl dikkat noktamızı, işçileri devrimciler düzeyine yükseltmek oluşturmalıdır; ekonomistlerin istediği gibi mutlaka “işçi kitlelerini”, “sıradan işçinin” düzeyine indirmek olmamalıdır kesinlikle. [Bu] bizim geriliğimiz yüzünden böyle olmaktadır; çünkü biz kendimizi, mükemmel yeteneklere sahip her işçiye, kendisini profesyonel ajitatör, profesyonel örgütleyici, profesyonel propagandacı, yayın dağıtıcısı vb. olarak yetiştirmesi için yardımcı olmakla yükümlü görmüyoruz. Her yetenekli işçiyi, yeteneklerini en üst düzeyde geliştirebileceği ve uygulayabileceği koşullara yerleştirmeye çalışın: o, profesyonel bir ajitatör hâline gelir, faaliyet alanını genişletmeye, bir fabrikadan tüm sektöre, tek bir bölgeden tüm ülkeye yaymaya teşvik edilir. Mesleğinde deneyim ve beceri kazanır; bakış açısını genişletir ve bilgisini arttırır; diğer yerlerden ve diğer partilerden önde gelen siyasi liderleri yakından gözlemler; onların seviyesine yükselmeye çalışır ve işçi sınıfı ortamına ilişkin bilgisini ve sosyalist inançlarının tazeliğini, yokluğunda proletaryanın mükemmel eğitimli düşmanlarına karşı inatçı bir mücadele veremeyeceği profesyonel beceriyle birleştirir.26

Lenin, Bolşevik “komite üyeleri” temelinde bir ağ oluşturmada başarılı olacaktı. Bu komite üyeleri, kusursuz karakter ve kahramanlığa sahip devrimcilerdi; gizli toplantılar düzenliyor, işçiler arasında propaganda yapıyor, sokak gösterilerini koordine ediyor ve sık sık hapis veya sürgün dönemleriyle karşı karşıya kalıyorlardı. Ancak 1905’te devrimin patlak vermesiyle, mücadelenin önceki aşamasında sertleşmiş olan bu komite üyelerinin çoğu, yeni uyanmış kitlelerin gerisinde kaldı. Lenin artık işçi sınıfının en ileri unsurlarını örgüte çekerek iç muhafazakarlığı aşmaya çalışıyordu. Komplo yöntemleri ve gizlilik zamanı geçmişti:

Biz, halkın devrimci enerjisinin akışına bir ölçüde ayak uydurabilmek için tüm parti örgütlerinin üye sayısını önemli ölçüde arttırmalıyız… Bu… Marksist gerçeklere ilişkin tutarlı eğitim ve sistematik öğretimin gölgede bırakılması anlamına gelmez… Marksizme olan “doktriner” bağlılığımızın, her yerde kitlelere somut dersler veren devrimci olayların ilerleyişi tarafından pekiştirildiğini unutmamalıyız… Bu nedenle, belirsiz entelektüellere ve kuru zihinli devrimcilere karşı güvensiz ve şüpheci tutumumuzu gevşetmekten söz etmiyoruz. Tam tersine… Günümüzde, büyük devrimci olayların somut derslerini kullanarak, eski, “dogmatik” derslerimizi, geçmişte olduğu gibi çalışma gruplarına değil, kitlelere aktarmanın öneminden söz ediyoruz…27

Lenin’in Bolşevizmin yeni radikalleşmiş işçilerin akını altında boğulmayacağına olan güveni, devrimin Bolşevik teorisinin doğruluğunu kanıtladığına dair bir kanaate dayanıyordu. Bu teori, örgüt içinde işçilerin “harekete geçecekleri ve sıkıcı teoriyi yaşayan gerçekliğe dönüştürecekleri” şeklinde yerleştirilmişti.28 Mevcut kadroların en iyileri, tartışmalar, deneyimler ve kitlelerin baskısı yoluyla yeni bakış açısına kazanılabilirdi.

1908 yılına gelindiğinde, başarılı bir karşı devrim karşısında, sosyalist politikadan uzaklaşma eğilimi ortaya çıktı. Lenin, devrimin heyecan verici günlerinde Marksizmi moda olarak gören entelektüeller toplu halde ayrılırken, işçi sınıfının önemli kesimlerinin kaldığını belirtir: “Parti… işçilerin kendi saflarından gelen ileri ‘entelektüeller’ tarafından işçi kitlelerinin liderliğinin düz yoluna girmiştir.”29 O yılın sonraki aylarında şöyle demektedir:

Devrim, halkın çok köklü kesimlerini siyasi hayata taşıdı, o kadar çok geçici, o kadar çok “bir günlük şövalye”, o kadar çok yeni gelenleri ortaya çıkardı ki, bunların çoğunun dünyaya bütüncül bir bakış açısına sahip olmaması kaçınılmazdı. Böyle bir bakış açısı, birkaç aylık ateşli faaliyetlerle şekillenemez… Bu nedenle, devrim tarafından uyandırılan yeni sosyal katmanlar, yeni gruplar, yeni devrimciler arasında yeni bir ayrım yapılması kaçınılmazdır…

Bu yeni ayıklanma sürecinin başarısı için teorik çalışmanın güçlendirilmesi şarttır. Rusya’da “şimdiki an”, Marksizmin teorik çalışmasının, onun derinleşmesinin ve genişlemesinin, şu ya da bu bireyin zihinsel durumuna, şu ya da bu grubun coşkusuna, hatta birçoklarını “pratik çalışmadan” uzaklaştırmaya mahkum eden dışsal polis baskısına değil, ülkedeki tüm nesnel duruma bağlı olduğu bir andır. Kitleler, doğrudan devrimci mücadelenin yeni ve olağanüstü zengin deneyimini sindirirken, devrimci bir bakış açısı, yani devrimci Marksizm için teorik mücadele günün sloganı haline gelir.30

Bir yıl sonra bu konuya geri dönerek, “özgürlük günlerinde” örgüte ilgi duyanların “yeniden eğitilmesi” gerektiğini vurgulamaktaydı:

Bu unsurların bir kısmı yavaş yavaş proleter faaliyetlere çekildi ve Marksist dünya görüşünü benimsedi. Diğerleri ise anlamlarını kavrayamadan birkaç sloganı ezberledi, eski sözleri tekrarlamakla yetindi ve devrimci Sosyal-Demokrat taktiklerin eski ilkelerini değişen koşullara uyarlayamadılar.31

Ne tür bir kadro? 

Bolşevizmin tarihi, Rus deneyiminin unsurlarını yurtdışında yaygınlaştırmaya çalışan Lenin ve Troçki gibi liderlerin önderliğindeki Komintern veya Üçüncü Enternasyonal’in erken tarihi, çeşitli dönemlerde kadro oluşturma sorununa ilişkin ayrıntılı bir malzeme yığını sunmaktadır.32 Ancak, bu dersleri daha genel bir teorik çerçeveye oturtma görevi başkalarına bırakılmıştır. Burada, iki başka Marksistin, Macar Georg Lukács’ın, özellikle 1924 tarihli Lenin: Düşüncesinin Bütünlüğü Üzerine Bir İnceleme adlı eserinin ve İtalyan Antonio Gramsci’nin, Benito Mussolini’nin hapishanelerinde yazdığı Hapishane Defterleri’nin içgörülerine odaklanacağım. Ancak, önce Troçki’nin 1917’de Bolşevizme katılmasından sonra gelişen mirasını değerlendirmek gerekiyor.

Troçki’nin ikili mirası 

1920’lerin sonlarında Stalinist karşı devrimin ardından Troçki, Bolşevizmin en iyi unsurlarını kitlesel mitler ve çarpıtmalara karşı değerlendirip koruyarak çok önemli bir rol oynadı. Onun çabaları olmasaydı, bu geleneğin çok azı aynen kalabilirdi. Ancak, ne kadar parlak olursa olsun, hiçbir birey mücadele ettiği toplumsal ve tarihsel güçlerin tamamen üstesinden gelemez. Troçki ve takipçilerinin, bir yanda Batı kapitalizmiyle bir yanda da Stalinist devlet kapitalizmiyle ittifak halindeki güçlerin elinde maruz kaldıkları aşırı izolasyon ve baskı, ikili bir miras bıraktı. Bir yandan, devam eden dahice yazılar ve tekrarlanan ilham patlamaları; diğer yandan, genellikle işçi sınıfının kenarlarında yer alan, savaş sonrası dönemde sık sık örgütlerinin önemsizliğine paralel olarak örgütlerinin önemini abartmaya çalışan parçalanmış takipçi grupları.33

Cliff’in de işaret ettiği gibi, Troçki, 1930’larda kendi takipçilerinin Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği sıradaki  Lenin’in destekçilerinden daha güçlü ve sayıca fazla olduğunu defalarca ilan etti.34 Ancak bu tür karşılaştırmalar inandırıcı değildi. 1912’de Bolşevikler, sanayi işçilerinin yoğun olarak yaşadığı seçim bölgelerinden Çarlık parlamentosu Duma’ya altı milletvekili gönderdi. Bolşeviklerin günlük gazetesi Pravda, yoğun baskı koşulları altında 40.000-60.000 tirajlıydı. 1914’te Rusya’daki 2.873 işçi grubu gazeteye para bağışladı.35 Troçki’nin seferber edebileceği güçler çok daha zayıftı, farklı ülkelere dağılmıştı ve işçi sınıfı içinde önemli köklere sahip değildi. Buna rağmen Troçki, 1938’de, devasa bir toplumsal kriz ve yaklaşan Dünya Savaşı ortamında faşizmin yükselişi başta olmak üzere, durumun gereklilikleri ile Troçkizmin dar tabanı arasındaki uçurumu kapatmak için Dördüncü Enternasyonal’i ilan etti.

Kadrolaşma ve liderlik yapısının inşası iyi bir fikirdir, ancak herhangi bir iyi fikir, sosyal bağlamın doğru bir değerlendirmesi yapılmadan mantıksız uç noktalara taşınırsa, saçmalıklara yol açar. Troçki şöyle der: “Dünya siyasi durumu genel olarak, proletarya liderliğinin tarihsel kriziyle karakterize edilmektedir”36. Ancak, Dördüncü Enternasyonal’in bir araya getirdiği güçler bu liderliği sağlayacak durumda değildi. Troçki’nin 1930’lardaki yazıları, kadroların “seçilmesi” ve “eğitilmesi” çağrısıyla doludur.37 Ancak, işçilerin gerçek mücadeleleriyle güçlü bir bağlantısı olmayan “eğitim”, teori ve pratiği sentezleyebilen veya genel ifadelerin ötesinde işçi sınıfına bir yön sunabilen bir kadro yetiştiremez.38

Daha da kötüsü, Troçki’nin kapitalist sistemin ölüm döşeğinde olduğu ve hem batı kapitalizminin hem de Stalinist bürokrasinin çöküşün eşiğinde olduğu yönündeki kısa vadeli öngörüsü, savaşın ardından gelen uzun süreli ekonomik patlama döneminde hiç de inandırıcı değildi. Troçki 1940’ta bir Stalinist ajan tarafından öldürülmemiş olsaydı, yargısını revize edebilirdi — onun yokluğunda, öngörüsü Troçki’nin parlaklığından çok az şey barındıran Ortodoks Troçkizm’e dönüşme eğilimindeydi.39

Lukács’ın Lenin’i

Lenin’in Marksist parti kavramına katkısını sistematik olarak inceleyen ilk önemli eserlerden biri, Lenin’in ölüm yılı olan 1924’te yayınlanan Lukács’ın çalışmasıdır.

Lukács’a göre Lenin’in dehası, proleter devrime yönelik genellikle gizli kalmış eğilimleri fark etmek, “özgürlük mücadelesi veren” proletaryanın “toplumsal varoluşunun” bir ifadesi olarak Marksist teoriyi kullanmak ve bunu kendi döneminin sorunlarına uygulamaktı.40 Bu, Lenin’in Lukács’ın “devrimin güncelliği” olarak adlandırdığı şeyi düşüncesinin merkezine yerleştirdiği ve “her bir günlük sorun”un “sosyo-tarihsel bütünle somut bir bağlantı içinde” değerlendirilmesini ve devrimin gelişme potansiyeliyle ilişkilendirilmesini sağladı.41 Bolşevizm, bu veya o mücadele alanını ilerletmek için belirli taktikler geliştirmede son derece esnek olsa da, Lenin taktiklerini tutarlı bir şekilde, “birbirleriyle bağlantılı ve büyüyerek işçi sınıfının iktidarı ele geçirmesine yol açan taktiklerin birleşimini” içeren daha geniş bir devrimci stratejiye tabi kıldı.42 Bolşeviklerin taktiksel esnekliği, taktikleri kendi başına bir amaç olarak gören reformist partilerin ilkesiz esnekliği ve oportünizminden farklıydı. Rosa Luxemburg’un da belirttiği gibi, Marksistler için “sosyal reformlar ve devrim arasında çözülmez bir bağ” varken, reformistler için “Nihai hedef, ne olursa olsun, hiçbir şey değildir… hareket her şeydir”.43

Lenin’in devrimci yaklaşımı, Marksizmin tüm gücünü ele alınan sorunlara yöneltmeyi, teoriyi “toplam sürecin gerçekliğini, toplumsal gelişimin bütünlüğünü” kavramak için uygulamayı ve bu “teorik kavrayışı pratiğe” radikal bir şekilde dönüştürmeyi içeriyordu.44 Lukács’ın ifadesiyle: “somut durumun somut analizi, ‘saf’ teorinin zıttı değil”, “tüm gerçek teorinin doruk noktası… pratikte somutlaştığı noktadır”45. Bu, dogmatizme ve ebedi gerçeklerin tekrarına düşmenin tam tersiydi. Lenin’in kendisi, Nisan 1917’de kendi örgütünün bakış açısını değiştirmeye çalışırken şöyle demiştir:

Marx ve Engels, “Teorimiz bir dogma değil, eylem rehberidir” diyerek, en iyi ihtimalle tarihsel sürecin her bir döneminin somut ekonomik ve politik koşullarına göre değiştirilebilen genel görevleri belirlemeye yarayan “formüllerin” ezberlenip tekrarlanmasını her zaman alay konusu etmişlerdir.46

Lukács da benzer şekilde şöyle söyler: “En iyi teorik eğitim bile, kendini genel ifadelerle sınırlı tutarsa kesinlikle değersizdir”.47 Parti, işçiler tereddüt ettiğinde ilkelerini korumak için “yeterli teorik netlik ve kararlılığa” sahip olmalı, devrimciler “geçici izolasyon” riskine girse bile, aynı zamanda kitlelerin mücadelelerinden ders alabilmek, onların içinde “kendilerinin bile farkında olmadıkları devrimci olasılıkları” tespit edebilmek için esnekliğe sahip olmalıdır.48

Lukács’tan ortaya çıkan şey, bir örgütte bir araya gelen gerçek devrimcilerin karşı karşıya olduğu zorlukların muazzam, hatta ürkütücü boyutudur. Parti ve onu oluşturan üyeler, Marksizmi en zengin ve en eksiksiz şekilde özümsemeye, onu toplumun bütünlüğünün somut analizine yönlendirmeye ve böylece pratiği yönlendirmeye çalışmalı, aynı zamanda teoriyi daha da geliştirmek için dersleri özümsemelidir. Bu kavramla ilgili olarak Lukács başka bir yerde şöyle yazmıştır: “Örgüt, teori ve pratik arasındaki arabuluculuk biçimidir.”49

Ancak Lukács’ın Lenin ve Bolşevizm anlayışının sınırları vardır. Bazen partinin homojenliğini veya uyumunu aşırı vurgular ve merkezi, disiplinli bir örgüt modelini genellikle daha kaotik olan gerçeklikle karıştırır. Yukarıda belirtildiği gibi, Bolşevikler Lukács’ın önerdiği “en katı parti disiplini”ni her zaman uygulamamışlardır.50 1905 ve 1917’nin başları gibi önemli anlarda, Lukács’ın önerdiği gibi her zaman “mücadele eden kitlelerin bir adım önünde” olmamışlardır.51 Herhangi bir partinin tamamen hataya açık insanlardan oluştuğu göz önüne alındığında, partiyi “proleter sınıf bilincinin somut vücut bulmuş hali” olarak görmek de tehlikelidir.52 Lenin üzerine yaptığı çalışmada Lukács, herhangi bir partinin bireyler tarafından kurulduğunu ve etkili bir parti oluşturmanın, “parti ile sınıf arasındaki verimli etkileşimin, parti ile üyeleri arasındaki ilişkide farklı şekillerde tekrarlanması” sürecinden ibaret olduğunu kısaca belirtir.53 Ancak, Lukács bu kadarla yetinmektedir.

Gramsci ve organik entelektüel 

Gramsci’de, kendisinden etkili bir devrimci partinin oluşturulabileceği türden devrimciler hakkında daha kapsamlı bir anlayış buluyoruz.54 Burada kilit kavram, “organik entelektüel” kavramıdır. Bu ve diğer kavramların yer aldığı Hapishane Defterleri, Gramsci’nin faşist gardiyanlarının gözü önünde yazılmıştır. Bu nedenle eser, şifreli ve anlaşılması zor bir dil kullanır ve devrimci sosyalistlerin sorunlarına ilişkin keskin tartışmaları, daha geniş sosyal, tarihsel ve kültürel temalar üzerine genel düşünceler olarak kamufle eder. Organik entelektüellerle ilgili tartışma da bir istisna değildir.

Gramsci, bir dereceye kadar tüm insanların “entelektüel” olduğunu savunur: en kaba el emeği biçimleri bile bir dereceye kadar “yaratıcı entelektüel faaliyet” içerir ve herkes bir tür entelektüel bakış açısına sahiptir, bu da dünya görüşlerinin sürdürülmesine veya değiştirilmesine katkıda bulunur.55 Toplumu yönetmeyi hedefleyen bir sosyal sınıf — örneğin, kapitalist öncesi toplumlarda yükselen kapitalist sınıf veya günümüzün işçi sınıfı — bunun ötesine geçerek, sınıflarına “sadece ekonomik alanda değil, sosyal ve politik alanlarda da homonjenlik ve kendi işlevlerinin farkındalığını” kazandırabilecek figürler yaratmalıdır.56 Bu, mevcut “geleneksel entelektüelleri” asimile etmeyi içerebilir, ancak aynı zamanda, köken aldıkları sınıftan ortaya çıkan ancak ona bağlı kalan organik entelektüellerin yaratılmasını da gerektirir.57

Gramsci, işçi sınıfı söz konusu olduğunda, “kitlelerin entelektüel düzeyini yükseltmek için durmaksızın çalışmak… kitlelerden doğrudan ortaya çıkan, ancak onlarla temas halinde kalarak, adeta korse içindeki balina çubuğu gibi olan yeni bir tür entelektüeller yetiştirmek” gerektiğini savunur.58 Gramsci şöyle ekler: “Bir siyasi partinin tüm üyelerinin entelektüel olarak görülmesi… kolayca alay konusu olabilir… Ancak… bundan daha doğru bir şey olamaz.” Doğru, partilerin kendi iç yapıları, kendi liderlik kademeleri olabilir, ancak üyeler “yönlendirici ve örgütsel”, dolayısıyla “entelektüel” bir işlevi paylaşırlar.59

Organik entelektüellerin gelişimi, işçileri mücadelelerden uzaklaştırarak kütüphaneye gönderip faaliyetlerden soyutlanarak kitaplar üzerinde kafa yormalarını sağlamakla ilgili değildir. Bu kadrolaştırma yaklaşımının sınırları, Gramsci’nin zamanında iyi biliniyordu. Kariyerinin başlarında, Bolşevizmin kurulmasından birkaç yıl önce, Lenin, çoğu Rus Marksist gibi, işçiler arasında çalışma grupları kurmaya çalışmıştı. Böyle bir gruba katılan bir işçinin anlatımına göre, işçilere “evrenin kökenini ve türlerin kökenini açıklayabilmeleri gerektiği ve bu nedenle Kant, Laplace, Darwin ve Lyell’in teorilerini bilmeleri gerektiği” söylenmişti. Lenin, işçilere Kapital‘den pasajlar okur ve açıklardı; öğrencileri daha sonra bunun biraz zor olduğunu kabul ettiler. Neil Harding’in belirttiği gibi: “Anlaşılmama durumu, beklediğimizden daha fazla değildi. Bu, 23 yaşındaki bir entelektüelin, bu iki grup arasındaki uçurumun Avrupa’nın başka hiçbir yerinde olmadığı kadar büyük olduğu bir ülkede işçilerle ilk temasıydı.”60 Toplantılar Lenin’e işçilerin koşulları hakkında temel bir eğitim sağlasa da, didaktik yaklaşım, başarılı olduğu durumlarda, işçileri öğrenimleri sayesinde iş arkadaşlarından ayrılmaya teşvik etme eğilimindeydi.

Lukács gibi Gramsci de faaliyetten kopuk soyut kitap bilgisini vurgulamak yerine, teori ve pratiği birleştirmenin gerekliliğini vurgular. Bu, “fiziksel ve sosyal dünyayı sürekli yenileyen genel pratik faaliyetin, yeni ve bütünsel bir dünya anlayışının temeli hâline gelmesini sağlamak” anlamına gelir.61 Gramsci şöyle ekler: “Yeni entelektüelin varoluş biçimi artık duyguları ve tutkuları harekete geçiren dışsal ve geçici bir unsur olan belagat değil, pratik hayata aktif katılım, yani basit bir hatip değil, kurucu, organizatör, ‘sürekli iknacı’ olmaktır.”62 Bu, Lenin’in sorusunu her zaman sormak ve cevaplamaya çalışmak anlamına gelir: “Ne yapmalı?”63 Amaç, bir partide bir araya gelen organik entelektüellerin, çevrelerindeki kişilere liderlik ve yönlendirme sunarken, bu faaliyeti toplu olarak düşünmeleridir. Bu, işçilerin sosyal, ekonomik ve siyasi alanlardaki tüm ilgili “faaliyet ve işlevlerin” “nitelikli siyasi entelektüelleri, liderleri ve organizatörleri” hâline gelmelerini gerektirir.

Ancak, deneyimlerden öğrenmenin ötesine geçerek, titiz bir Marksist teorik anlayış geliştirmek gerekir.64 Bu bağlamda Gramsci, devrimci sosyalist örgütlenmeyi, entelektüel seviyeyi ortak bir dogmaya indirgemeyi amaçlayan “Katolik kilisesinin antitezi” olarak tanımlar. Buna karşılık Marksizm, “basit” insanların “ilkel ortak duyu felsefesinde kalmaları” gerektiği fikrini reddeder. Bunun yerine, “sadece küçük entelektüel grupların değil, kitlelerin entelektüel ilerlemesini politik olarak mümkün kılmak” gerektiğini savunur.65 Bu, devrimci bir partinin her üyesinin her sorunun cevabını hemen bilmesi gerektiği anlamına gelmez. Ancak, en azından, kapitalist bir ideologla karşılaştıklarında, ortak bir bakış açısına sahip organik entelektüellerden oluşan grupları içinde, birisinin kendinden emin bir şekilde “daha iyi tartışabileceğinden” emin olmalıdırlar.66 Bu da, günlük yaşamda ortaya çıkan ana akım fikirleri sorgulayan ve meydan okuyan, ama aynı zamanda geleneksel entelektüeller tarafından sunulan daha nadir biçimlerini de sorgulayan, düzenli olarak yapılan titiz teorik tartışmaların olduğu bir kültür gerektirir.

Devrimci partilerin rolü, bu nedenle, “yetenekli liderler yetiştirmek”tir; bir parti, “belirli bir sosyal grubun…karmaşık kaostan organik olarak hazırlanmış bir politik orduya dönüşmesi için gerekli olan liderleri seçer, geliştirir ve çoğaltır”67. Bu, devrimci işçilerin kavramlarının daha geniş işçi sınıfı bilincinden tamamen kopuk olduğu ve işçi kitlesinden kopuk bir öncü sınıf yarattığı anlamına gelmez. Gramsci, işçi sınıfının devrimci fikirlere yönelebileceğini ısrarla vurgular; işçi sınıfı, “grup organik bir bütün olarak hareket ettiğinde” “ara sıra ve anlık olarak” ortaya çıkan, ‘embriyonik’ bir biçimde gelişen bir “ortak duyu” çekirdeğine sahiptir.68 Bu embriyonik dünya anlayışı, “ortak duyu”da var olan “sağlıklı çekirdek”, “ortak duyu” olarak adlandırılabilecek ve daha birleşik ve tutarlı hâle getirilmeyi hak eden kısmıdır.69 Ancak, bu dünya anlayışı, “yüzeysel olarak açık veya sözlü… geçmişten miras alınan ve eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmeden benimsenen” diğer biçimlerle gerilim içindedir.70 Sonuçta ortaya çıkan “çelişkili bilinç” pasifliğe yol açabilir, ancak tam da bu iki kavram birbiriyle gerilim içinde olduğu için, işçilerin faaliyetlerinde ani değişiklikler mümkündür.71 Mücadeleler ortaya çıktığında, devrimci partiyi oluşturan organik entelektüeller, mücadelede ifade edilen sağduyuyu ortaya çıkarmaya çalışmalı, teori ve pratiği birleştirmeli ve aynı zamanda yeni işçileri örgüte çekmelidir:

Partiler, işçi kitlelerinden bireyleri kazanır ve bu seçim, pratik ve teorik kriterlere göre yapılır. Kavrayış ne kadar hayati ve radikal bir yenilik içeriyorsa, teori ve pratik arasındaki ilişki o kadar yakınlaşır.72

Duncan Hallas benzer bir görüşü daha anlaşılır bir dille ifade ediyor:

Sosyalistlerin görevi, teorilerini ve hedeflerini hem pratik bir eylem kılavuzu hem de daha ileriye gitmek için bir sıçrama tahtası olacak şekilde militanların sorunları ve deneyimleriyle  bir sentez hâline getirmektir. Böyle bir sentez, katılımcıların faaliyetlerine gerçekten rehberlik ettiği, pratiğin ve kendisinin yarattığı koşulların değişimi ışığında değiştirildiği ölçüde anlamlıdır.73

Günümüzün “sürekli iknacıları”

Dikkatli bir şekilde uygulandığında, bu yaklaşımlar bugün kadrolaşmayı nasıl ele almamız gerektiği konusunda verimli sonuçlar vermektedir. Politikadaki son derece istikrarsız durumun, inisiyatif alabilen ve olaylara açık ve etkili bir şekilde yanıt verebilen etkili bir kadroyu gerektirdiği kesindir. Örneğin, 7 Ekim 2023’te Filistinlilerin İsrail’e düzenlediği saldırıları ele alalım. İşçilerin, hatta Filistin davasına sempati duyanlarının bile, özellikle de düzen politikacıları ve ana akım medyadan gelen İsrail yanlısı havanın karmaşası karşısında, hızlı bir şekilde doğru sonuçlara varacakları veya otomatik olarak bu sonuçlara göre hareket edecekleri konusunda kendilerine güvenecekleri kesinlikten çok uzaktı. Zamanla, İsrail’in yürüttüğü soykırım savaşına tepki olarak kamuoyu havası değişti, ancak hareketi harekete geçiren ve sokaklarda ve üniversite kampüslerinde kitlesel protestoların önünü açan, sol kesimlerin ve Filistin yanlısı aktivistlerin ilk tepkisiydi. İngiltere’de Sosyalist İşçi Partisi (SWP) gibi gruplar, saldırıyı daha geniş bir politik bağlamda değerlendiren, Filistinlilere dönük uzun süredir devam eden baskıları ve Benjamin Netanyahu’nun olası tepkisini, İsrail tarihinde Siyonizm ve emperyalizmin rolünü ve bölgedeki daha geniş sınıf mücadelesinin ortaya çıkarabileceği tek devletli çözümün gerekliliği hakkında, aralarında bu dergide yayınlananların da bulunduğu,74 çok sayıda materyal ürettiler. 75

Ancak, üyeler sadece genel merkezden ne düşüneceklerini veya nasıl tepki vereceklerini açıklayan talimatları beklemekle yetinselerdi, bu parti zayıf bir devrimci bir parti olurdu. Kadroların, bir “Büyük Lider” tarafından tasarlanan planı uygulayan itaatkar askerler olduğu fikri, Stalinist bir uydurmadır. SWP gibi grupların organik entelektüelleri, karşılaştıkları argümanları çürütmek ve işçilerin veya öğrencilerin tepkisini yönlendirmek için zengin ve bağımsız bir teori anlayışına sahip olmak zorundaydı. Onların dayandıkları teori, sadece bölgenin tarihine ilişkin bir anlayışa dayanmakla kalmıyordu, aynı zamanda  Filistin üzerine üyelerinin dahil olduğu daha önceki mücadelelerin somutlaşmış deneyimlerine, İngiliz siyasetinin durumuna ilişkin daha geniş bir değerlendirmeye, aktivist tabakalarını harekete geçirmek için işe yarayabilecek örgütlenme biçimlerini ve taktikleri kavrama becerisine vb. de dayanıyordu. Teori tek başına doğru taktikleri garanti etmez. Politika karmaşık, öngörülemez ve belirsizliklerle doludur, bu da mücadelelere müdahaleyi bir bilim kadar bir sanat haline getirir, ancak teori, durumun genel hatlarını belirlemek ve böylece müdahaleye rehberlik etmek için gereklidir.76

Bu tür anlarda liderliğin önemli bir yönü, aktivistlerin geçmişteki icraatlarıdır. Gramsci’nin dediği gibi, organik entelektüeller işçi sınıfı içindeki “kalıcı iknacılar” ise, liderlik yetenekleri, çeşitli konularda mücadelenin önceki aşamalarında yaptıkları sayesinde onlara duyulan güvene dayanır. Bu bağlamda hegemonyanın uygulanması, her konuda her işçiden yüzde yüz onay almaya bağlı değildir. Daha ziyade, bazılarının tamamen ikna olması, bazılarının ise, geçmişte etkili bir pratik ve ideolojik liderlik yaptıkları için, devrimcilerin sözüne güvenmesi yeterlidir. Burada işçiler, devrimcilerin dürüstlüğünü sadece, pek çok reformist aktivistin rutin olarak yaptığı gibi halkın ruh hâline uygun argümanlar sunma becerilerine göre değil, aynı zamanda, popüler olmayan argümanları sunma becerilerine göre de değerlendirme eğilimindedirler. Örneğin, SWP’nin birçok kadrosu 2022-23 grev dalgası sırasında işyerlerinde yaşanan mücadelelerde öncü rol oynadı. Bu, sadece grev eylemlerini organize etmek ve koordine etmeyi değil, sendika bürokrasisinin sınırlarını ortaya koymayı ve yeterince sürdürülebilir eylemler organize edemeyen, mücadeleleri baltalayan veya kötü anlaşmalar için destek toplamaya çalışan yetkilileri eleştirmeyi de içeriyordu. Grev dalgası yükselişteyken bu pozisyonlar her zaman herkes tarafından olumlu karşılanmasa da, daha fazla sayıda işçi kendi deneyimlerine dayanarak bu pozisyonlara açık hâle geldi. Yine, bu bağlamdaki argümanlar sadece pratik deneyime dayanmakla kalmadı, aynı zamanda sendikaların doğası ve taban ile bürokrasi arasındaki ilişkiyi teorileştirme çabasını da yansıtıyordu.77

Teorinin merkeziliği 

Kitaplardan öğrenmek tek başına organik entelektüeller yetiştirmek için yeterli olmasa da, okuma kültürü ve üst düzey tartışma ve müzakereler yine de kadrolaştırmanın hayati bir bileşeni olmaya devam etmektedir. Lenin’in pragmatik hedeflere uydurmak için teoriyi gelişigüzel kullanan bir Makyavelist figür olarak tasvir edilmesinin aksine, Marksist teoriyi titizlikle geliştirmek ve uygulamak, Bolşevizm tarihinin her aşamasında merkezi bir rol oynamıştır. Alex Callinicos bunu çok iyi ifade eder: 

Lenin’in ciddi bir entelektüel biyografisi, onun teoriye karşı rahat tavrından çok, olaylardaki her önemli dönüm noktasında, durumu teorik açıdan en iyi şekilde nasıl anlayabileceğini yeniden düşündüğü sistematik tavrını ortaya çıkaracaktır. 1905 Devrimi’nden önce, özellikle Rus tarım yapılarına ilişkin titiz bir analiz olan Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi (1899) adlı eseri, Lenin’in kırsal sosyalizme yönelik popülist umutları eleştirmesinin teorik temelini oluşturdu… Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle uluslararası sosyalist hareketin içine düştüğü kriz, Lenin’i sosyalist teori ve stratejiyi daha genel bir şekilde yeniden gözden geçirmeye itti. Bu, özellikle Hegel’i okuyarak yazdığı Felsefi Defterler ve Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması adlı eserlerinde yansıtıldı. Bu süreç, Şubat ve Ekim devrimleri arasında, 1917 yazında kaçak hayatı sürerken yazdığı, Marksist devlet teorisi üzerine tamamlanmamış metni Devlet ve Devrim ile doruğa ulaştı.78

Lenin’in teori alanında başardıklarını başarabilecek çok azımız olsa da, devrimci bir partinin gelişimi için anti-teorik bir atmosferden daha zehirli bir şey olamaz. Kaba anti-entelektüalizme boyun eğmek, işyerinde işleyen kapitalist emek süreçlerinde geçerli olan mantığı kabul etmek demektir; yani, kavramın uygulamadan ayrılması, ki bu da kapitalistlerin ve onların işe aldıkları yöneticilerin tek ilgilendiği konudur.79 Böyle bir yaklaşım partiye aktarılırsa, teoriyi uzmanlaşmış “geleneksel entelektüellere” bırakır ve teori ile pratiği birbirine bağlayan ipi koparır.

Üyeler arasında teorik netlik sağlamak, özellikle küçük devrimci gruplar için önemlidir ve ne yazık ki günümüzün tüm gerçek devrimci partileri, küçük devrimci gruplar olarak tanımlanabilirler. Cliff’in 1975 yılında Portekiz’deki devrim sırasında Portekizli sosyalist Bruno da Ponte’ye yazdığı bir mektupta, aşırı sol gruplardan biri tarafından kurulan Birleşik Devrimci Cephe ile ilgili olarak şu noktaya değinilmektedir: “Ne küçük ve keskin bir balta ne de büyük, ağır ama kör bir balta olacaktır. Her ikisiyle de ağaç kesebilirsiniz, ama küçük, keskin olmayan bir baltayla ağaç kesmek mümkün değildir”80. Başka bir deyişle, arkasında kitlesel bir örgütün ağırlığı yoksa, işçilere son derece yüksek derecede siyasi netlik sunmak çok önemlidir.

Okumanın önemini vurgulamak, teori alanında eklektizmi savunmakla aynı şey değildir. Eklektizm, “akademik Marksizm”in büyük bir kısmını karakterize eden bir yaklaşımdır ve eylemden kopuk olduğu için fikirlerini pratikte nadiren test eder. Elbette, geniş bir yelpazede okumak ve solun temel tartışmalarını anlamak gereklidir. Marksistlerin 1990’ların sonunda Naomi Klein’ın No Logo, 2000’lerin başında Michael Hardt ve Antonio Negri’nin İmparatorluk, 2010’larda Thomas Piketty’nin 21. Yüzyılda Kapital ve daha yakın zamanda Andreas Malm’ın Bir Boru Hattı Nasıl Patlatılır? kitaplarını incelemeleri önemliydi.81 Bunların hepsi, devrimci solun da içinde bulunduğu hareketlerdeki katılımcıların önemli bir kesimi tarafından okunan kitaplardı ve içerdikleri fikirler, okunduklarından çok daha geniş bir kitleye ulaşarak tartışmalara konu oldu. Ancak bu tür eserlerin, klasik Marksist geleneğin bakış açısıyla eleştirel bir şekilde okunması gerekiyordu.82 Bu geleneğin klasik niteliği, tam da devrim yoluyla işçi sınıfının kendi kendini kurtarma potansiyeline vurgu yapmasında yatmaktadır. Bu, bu geleneğin bir parçası olmanın Marksistleri eleştiriden muaf tuttuğu anlamına gelmez; klasik külliyat bile tek sesli olmaktan uzaktır ve gelişimi durmaksızın devam etmektedir. Kapitalizm ve sınıf mücadelesi sürekli olarak yeni durumlar ve zorluklar ortaya çıkarır ve teorik gelişimin devam etmemesi, nihayetinde pratiği çarpıtan bir dogmatizme yol açacaktır.83 Bununla birlikte, yaşayan ve gelişen bir gelenek olarak kavramsallaştırıldığında, klasik Marksizm kavramı, işçi sınıfının kendi kendini kurtarması perspektifine dayanan ve diğer teorik yaklaşımların değerlendirilebileceği bir platform sağlar.

Ne yazık ki, bu klasik gelenek bir dizi tarihsel süreç sonucunda marjinalleşmiştir. Bunların arasında 1920’lerin sonlarından itibaren Stalinizmin etkisi, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan ekonomik büyüme sırasında sosyal demokrasinin yeniden canlanması ve 1970’lerin sonlarından itibaren işçi mücadelelerinin gerilemesi sayılabilir. Devrimci örgütler, bu klasik yaklaşıma bağlılığı teşvik etmek açısından önemlidir.

Devrimci bir örgüte katılmış olsalar bile, Marksizmi daha iyi anlamaya çalışan işçiler başka zorluklarla da karşı karşıyadır. Kapitalizmin bize dayattığı baskılar göz önüne alındığında, zaman açık bir sınırlamadır. Ne var ki, tarih boyunca işçi grupları, politik olarak aktif ve motive oldukları dönemlerde okumak için zaman ayırmışlardır. Bugün en gelişmiş kapitalist ülkelerdeki çalışanlar, Marx’ın Kapital‘inin yayınlandığı 160 yıl öncesine kıyasla genellikle çok daha fazla boş zamana sahiptir. O zamanlar, “New York Alman Genel İşçi Sendikası’na üye işçiler… her hafta Lower East Side’da, ‘Tenth Ward Hotel’in havasız, alçak tavanlı bir odasında’ bir araya gelerek kitabı birlikte okurlardı”.84 19. yüzyılın başlarında, işçilerin yaklaşık üçte birinin hiç okuma yazma bilmediği ve geri kalanların çoğunun sadece temel eğitim aldığı İngiltere’de, işçi sınıfı mahallelerinde radikal dergilerin satışları canlıydı, dokumacılar sol eğilimli gazeteleri satın almak için kulüpler kurmuşlardı, çömlek işçileri okuma salonları açmışlardı, kitapçılar ve kahvehanelerde isyancı yayınlar okunabiliyordu ve küçük kasaba ve köylerde okuma grupları vardı.85 Okumaya engel olan zamandan daha önemli bir engel, işçilerin maruz kaldıkları yabancılaşma ve bu yabancılaşmanın onların entelektüel veya yaratıcı güçlerini değersizleştirmesidir. Bu tür etkenlere karşı koymak, teorik katılım kültürünü inşa etmek, politik bir projedir. Bu proje bilinçli bir şekilde savunulmalı ve yenilenmelidir. SWP gibi partiler tarafından düzenlenen eğitim toplantıları veya gündüz okullarının işlevinin bir kısmı, Marksizm hakkında temel bilgileri vermekten öte, daha fazla bağımsız okuma ve teori üzerine kolektif tartışma beklentisi yaratmak ve işçilere bunu deneme cesareti vermektir.

Okumayı teşvik etmek için, devrimci bir örgüt her zaman teorinin değerini göstermeye çalışmalıdır. Bu, üyeler sendika veya kampanya gruplarındaki tartışmalara müdahil olurlarsa, parti birim toplantılarında veya daha geniş hareket etkinliklerinde konuşurlarsa, özellikle de bu deneyim parti üyeleri tarafından kolektif olarak değerlendirilirse, üyeler için daha açık bir şekilde anlaşılabilir.86 Sosyalist yayınları, ister halka açık satışlarda ister işyerinde daha sistematik bir şekilde satmak, benzer bir rol oynayabilir; sosyalistleri daha geniş işçi katmanlarıyla temas ettirir ve fikirlerini test eder. SWP ve onun öncülü olan International Socialists’de (Enternasyonal Sosyalistler) eski bir mühendislik sektörü aktivisti olan Roger Cox, bu dergide verdiği bir röportajda bunu çok iyi ifade etmişti: 

Kendi bölümümde 15 adet Socialist Worker (Sosyalist İşçi) gazetesi satıyordum… Genç üyelere sık sık söylediğim bir şey var: Fikirlerimiz, sürekli tekrarlamak zorunda olduğumuz için boşuna gibi görünebilir. Bu gazeteyi satmak zorundaydım ve bu her zaman zordu. Sırayı baştan sona dolaşıp “Socialist Worker gazetesi ister misiniz?” diye soruyordun ve insanlar “Siyahları ve İrlandalıları savunmak için mi uğraşıyorsun?” diyorlardı. Bu bir işkenceydi, ama yapmak zorundaydınız. Bir gün tuvalette Guardian‘ı okurken tuvaletimi yapıyordum. Ve içeri iki adam girdi. Biri George adında açıkça ırkçı bir pislikti ve gazeteyi sattığım diğer adama “Lanet olası zenciler buraya geliyor, vb.” dedi. Adam dönüp “George, neden çeneni kapatmıyorsun?” dedi. Ve gazetede okuduğu argümanları kullanarak onu mahvetti. Sonra anlıyorsunuz: Test edilen şey sizin tutarlılığınız. Her hafta sizi test ediyorlar. Yani her hafta bu gerginliği yaşıyorsunuz ve bunu atlatmak zorundasınız. Şu anda söylediğiniz şey geçen hafta söylediğinizle aynı mı? Farklıysa, neden farklı? Size güvenmeleri gerekiyor.87

Kadro ve demokrasi 

Kadrolaşma sorunu, parti demokrasisi sorunundan ayrı düşünülemez. Leninist örgütlerin “demokratik merkeziyetçilik” denen bir şeye dayandığı bir gerçektir. Bu genellikle oldukça şekilci bir şekilde yorumlanır: demokratik tartışma ve ardından disiplinli eylem birliği. Ancak gerçekte, bu iki unsur arasında daha organik bir ilişki vardır; demokrasi, sınıfın mücadeledeki deneyimlerini bütünleştirmeye yardımcı olurken, merkezileşme, partinin bunun sonucunda geliştirilen perspektifi pratikte test etmesine olanak tanır. Hallas, gerçek tartışmanın vazgeçilmez önemini iyi bir şekilde açıklamaktadır:

Bir sektten farklı olarak bir kitle partisi kaçınılmaz olarak son derece güçlü güçlerin etkisi altındadır… Bu güçler kaçınılmaz olarak parti içinde de kendini gösterir. Partiyi rotasında tutmak için (uygulamada, değişen koşullarda rotasını sürekli düzeltmek için) liderlik, kadroların çeşitli katmanları ve onların etkilediği ve etkilendiği işçiler arasındaki karmaşık ilişki, parti içindeki siyasi mücadelede kendini gösterir ve göstermelidir. Bu, idari yollarla yapay olarak bastırılırsa, parti yolunu kaybeder.88

Bu, Gramsci tarafından özetlenen yaklaşımı anımsatmaktadır: 

Hareket içindeki “merkeziyetçilik”, yani örgütün gerçek harekete sürekli uyum sağlaması… tabandan gelen unsurların, sürekliliği ve deneyimin düzenli birikimini sağlayan liderlik aygıtının sağlam çerçevesine sürekli olarak dahil edilmesi. Demokratik merkeziyetçilik… tarihsel gerçekliğin kendini ortaya koyduğu organik bir biçim olan hareketi hesaba katar ve mekanik olarak bürokrasiye dönüşmez; çünkü aynı zamanda nispeten istikrarlı ve sürekli olanı da hesaba katar.89

Ve işçi sınıfı partileri açısından şunu ekler: “istikrar unsuru, hegemonyanın ayrıcalıklı gruplar tarafından değil, -heterojen ve kararsız olan diğer güçlere kıyasla organik olarak ilerici olan- ilerici unsurlar tarafından uygulanmasını sağlamak için gereklidir”.

Bunun da ortaya koyduğu gibi, demokratik merkeziyetçiliğin etkili bir şekilde işleyebilmesi için, ortak bir teorik yaklaşıma sahip, aktif olarak müdahale edebilen ve deneyimleri üzerine düşünebilen, öğrendiklerini parti içi tartışmalara yansıtabilen bir kadroya ihtiyaç vardır. Burada teori ve pratiğin birliği esastır. Pratiğinden kopuk tartışma soyut bir skolastisizme, teoriden kopuk tartışma ise izlenimciliğe ve yüzeyselliğe yönelir.90

İkamecilik ve iskele kurma 

Daha önce söylenenlerden açıkça görülmesi gerektiği gibi, işçi sınıfının mücadelesine aktif olarak müdahale etmek, Marksist örgütlerin can damarıdır. Ancak, son birkaç on yılda İngiltere’de olduğu gibi, işçi sınıfı nispeten pasif olduğunda bir zorluk ortaya çıkar. 2022-23 grev dalgası bu gidişatı kesintiye uğrattı ve daha fazla öğrenme ve müdahale fırsatı sağladı, ancak genel olarak, işçilerin tabandan sürdürdüğü öz-faaliyetlerin boyutu sınırlı kaldı.

Bolşevik partisine katılmadan önce Troçki, partinin işçi sınıfının rolünü gasp ettiği “ikameci” bir tehlikenin varlığı konusunda uyarıda bulunmuştu. Bunun, “parti örgütünün partinin tamamının yerini alması; ardından merkez komitesinin örgütün yerini alması ve son olarak ‘diktatörün’ merkez komitesinin yerini alması” şeklinde bir tür ikameci zincirleme reaksiyon yaratacağını savundu.91 Troçki, 1917’den sonra tutumunu değiştirdi ve Bolşevik tipi örgütlerin kurulmasına verdiği desteğinden hiçbir zaman vazgeçmedi. Cliff, bu sorunu ele aldığı tartışmada, Bolşevizm’de ikameciliğin gizli bir olasılığı olduğunu kabul etmiş ve bunun panzehiri olarak “sınıfın kendisinin faaliyetini” göstermiştir.92 Lenin, gördüğümüz gibi, Bolşevizm’deki bu tür eğilimlere karşı koymak için 1905 veya 1917’deki işçi ayaklanmalarının canlılığından yararlanmaya çalışmıştır.

Şu anda, SWP gibi küçük bir devrimci partinin işçi sınıfının yerine kendini veya diğer toplumsal güçleri ikame etmeye çalışması olası değildir, ancak sınırlı mücadeleler bağlamında, Troçki’nin tartıştığı domino etkisinin diğer unsurlarının tehlikelerini görebiliriz. İşçilerin öz-faaliyet düzeyinin düşük olması, mücadeleyi yönetme deneyimi olan özgüvenli militanları devrimci örgütlere çekmenin zor olduğu anlamına gelir.93 Dahası, Marksizm toplumun genelinde “ortak duyu”dan çok uzak olduğu için, devrimci örgütlere katılanların çoğu, radikal solun sahip olduğu genel anlayıştan tarihsel olarak yoksundur. Öğrenciler arasında bile, Marksizme atıfta bulunanlar da dahil olmak üzere radikal düşünce akımlarına sık sık maruz kalınsa da, bunlar genellikle klasik Marksist gelenekten oldukça uzaktır ve teori ile pratiği birleştirmeye nadiren çalışırlar. Bu sınırlamalar, partinin deneyimli kadrolarının, örneğin birimlerini örgütlemek, temel fikirlerini ifade etmek veya daha geniş mücadelelerde müdahaleyi yönetmek gibi, partideki anahtar işlevleri üstlenmesi eğilimini yaratır. Bu durum, yeni üyelerin öğrenmelerini veya devrimci solun yürüttüğü faaliyetlere yaratıcılıklarını katmalarını engelleyebilir. Bu koşullar altında örgütlerin kadrolarını yenilemeden veya geliştirmeden büyümeleri mümkündür.94

Bunu düzeltmek için bilinçli bir çaba gerekir. Yeni üyeleri eğitmek çok önemlidir, ancak bu, partinin genel olarak teorik düzeyini yükseltme ihtiyacından ayrı düşünülemez; amaç, mevcut teorik anlayış düzeyini yeniden üretmek değil, herkes için bu düzeyi yükseltmek ve yukarıda açıklanan türden sürekli tartışma ve müzakere kültürünü yaratmaktır. Bu, pratiğe bağlanmalı ve üyeleri bu pratiğe dahil etmek için daha iyi düşünülmüş bir yaklaşım benimsenmelidir. Örneğin, yeni ve eski üyelerden oluşan düzenli toplantılarda, belirli bir kampanyada neler yapıldığı ve neden yapıldığı tartışılmalı ve bu taktiklerin başarıları veya başarısızlıkları değerlendirilmelidir. Yeni üyeler, birim toplantıları düzenlemeye ve örgütsel görevler üstlenmeye teşvik edilmeli, bunu en iyi nasıl yapacakları konusunda daha deneyimli üyelerle tartışmalıdır. Örgütlenme her zaman “zanaat becerisi” içerir; ustalık, basiret, işin inceliklerini ve çeşitli taktikleri bilme, yaratıcı uyarlama gibi öğeler barındırır. Bu tür zanaat bilgisi, genellikle geleneksel akademik yöntemlerden ziyade “çıraklık” yoluyla aktarılabilir.95 Bu bağlamda bire bir danışmanlık yararlı olabilir, ancak kadroların çok yönlü gelişimi genellikle, her biri farklı güçlü yönlere ve yaklaşımlara sahip olan daha deneyimli kişilerden öğrenmeyi gerektirir. En büyük zorluklardan biri, yeni üyelerin, birleşik cephe faaliyeti veya sendikalarda çalışma yoluyla, siyasi olarak kendilerinden sağda olan kişilerle sürdürülebilir ancak genellikle çatışmalı ilişkiler içinde nasıl çalışacaklarını kavramaları gerekliliğidir. Bu, karmaşık tartışmalar gerektirir ve bu nedenle, işyerinde kök salmış kitlesel mücadelelerin yokluğunda, üyelerin strateji ve taktik konusunda kendilerini eğitmeye başlayabilecekleri önemli bir alandır. Genellikle bölgelerindeki sol aktivistler arasında bir itibar kazanmış olmanın avantajına sahip olan deneyimli üyeler, daha geniş hareketlerin inşasını kolaylaştırdıkları için bu çalışmada çok önemlidirler, ancak yeni üyeler de her fırsatta bu çalışmaya dahil edilmelidir.

Bu, yeni yoldaşları derin sulara atıp batıp batmayacaklarını görmek gibi bir durum olamaz. Daha ziyade, Marksist psikolog ve eğitimci Lev Vygotsky tarafından geliştirilen bazı fikirleri yeniden kullanabiliriz.96 Vygotsky ve onunla aynı görüşte olanlar, “öğrenme düzeyinde bile… ‘zihin’ kafada depolanan bireysel bir özellikten ziyade sosyal bir ilişkidir… insanlar, sosyal çelişkiler arasında tutarlılık oluşturmaya çalışırken, somut, tarihsel olarak belirlenmiş durumlarda hareket ederek öğrenirler” kanısındadırlar.97 Vygotsky, eğitimciler tarafından belki de en çok “yakın gelişim alanı” gibi kavramlarla tanınır. Bu kavram, bir çocuğun bağımsız olarak yapabilecekleri ile “yetişkinlerin rehberliğinde veya daha yetenekli akranlarıyla işbirliği içinde problem çözme yoluyla” yapabilecekleri arasındaki farkı ifade eder.98 Akranları veya öğretmenleri tarafından sağlanan uygun destekle bu bölgede faaliyet göstererek, öğrenciler hem görevlerini bağımsız olarak yerine getirme kapasitelerini artırabilir hem de bunu yaparken bir dizi somut duruma uygulanabilecek soyut ve genel teorik içgörü biçimleri geliştirebilirler.99

Bir örgütün yeni üyelerini “çocuklar” olarak, deneyimli üyelerini ise “yetişkinler” veya sadece “öğretmenler” olarak görmek bir hatadır. Daha önce de belirttiğim gibi, kadrolaşma partinin tamamında süregelen bir süreç olmalıdır ve Lenin’in de kabul ettiği gibi, kritik anlarda parti sınıfın mücadelelerinden ders almalıdır ve yeni üyeler bu dersleri özümsemede çok önemli bir rol oynayabilirler. Bununla birlikte, burada dar eğitim bağlamlarının ötesinde geçerli olan daha geniş bir bilinç ve öğrenme kavramı bulunabilir.100 Marksistler, toplumsal hareketler içinde gerçekleşen öğrenme ve gelişim süreçlerini anlamak için Vygotsky’nin fikirlerini genelleştirmeye çalışmışlardır. John Krinsky ve Colin Barker’ın belirttiği gibi:

Bilinç, tüm yönleriyle, sadece yarı doğal bireysel psikolojik gelişim yoluyla ortaya çıkan bir şey değil, bireylerin diğerleriyle olan aktif sosyal ilişkileri aracılığıyla inşa edilen bir şeydir. Toplumsal hareket stratejileri de böyledir: işbirliğine dayalı, toplumsal öğrenme fikri, bir anlamda hayatları sürekli “stratejik” çalışma içeren yetişkinlerin öğrenmesine de uzanır.101

Devrimci bir partinin dünyaya stratejik olarak müdahale etmeye çalışırken içinde gerçekleşen kolektif öğrenme konusunda da da, bu yaklaşımın genelleştirilmemesi için bir neden görmüyorum. Devrimci bir parti aracılığıyla müdahale etmek için ortak çabalar, daha az deneyimli üyeleri birey olarak başarabileceklerinin ötesinde hareket etmeye itmelidir, ancak daha deneyimli yoldaşların desteği ve sonuçlar üzerinde kolektif bir değerlendirme ile. Daha açık bir ifadeyle: Hiçbir yoldaş, uygun destekle daha az deneyimli bir yoldaşın yapabileceği şeyi yapmamalı ve hiçbir yoldaş, daha az deneyimli bir yoldaşla işbirliği içinde yapabileceği şeyi tek başına yapmamalıdır. Bu, deneyimli yoldaşların tüm bilgeliğin kaynağı olarak görülmesi veya daha fazla gelişime ihtiyaç duymadıkları bir atmosfer yaratmadan ve partinin yeni veya eski katılımcılarının yaratıcılığını bastırmadan gerçekleşmelidir.

Sonuç 

Son olaylar, tarihte bir dönüm noktasına ulaştığımızı gösteriyor; kapitalizmin daha derin bir kargaşaya sürüklendiği, yakın tarihte kendini yeniden ürettiği birçok kurum ve yapıyı yok ettiği ve bir dizi krizi ortaya çıkardığı bir an.102

En çarpıcı tepki, kaostan yararlanmaya hevesli küresel aşırı sağın yükselişi oldu; bu, her şeyden önce Donald Trump’ın ABD başkanı olarak geri dönüşüyle temsil ediliyor. Bu bağlamda, radikal solun öncülük edeceği mücadele ve direniş için tam olarak hangi fırsatların doğacağını bilmiyoruz ancak geleceğin yakın geçmişten çarpıcı şekilde farklı olacağına emin olabiliriz. Rosa Luxemburg’un sosyalizm ile barbarlık arasındaki seçiminin giderek daha keskin bir versiyonuyla karşı karşıya kalacağız. Bize açık olan herhangi bir olasılığı etkili bir şekilde değerlendirmek için, devrimci sosyalist geleneği yenileme meselesi çok önemlidir. Kadrolaşma, etraflarındaki mücadelelere yön verebilecek organik entelektüellerin geliştirilmesi, artan korku karşısında umut sunabilmek için vazgeçilmezdir.

Çev. Can Irmak Özinanır 

Dipnotlar:

  1. Bu makale, 2025 yılının başlarında Socialist Workers Party (Sosyalist İşçi Partisi) içinde yapılan tartışma ve müzakereler sonucu ortaya çıktı. Birkaç parti etkinliğinde yoldaşlarla yaptığım sohbetlerden faydalandım. Önceki taslaklar hakkında yorumlarını paylaşan Mark Thomas, Sascha Radl ve Tomáš Tengely-Evans’a teşekkür ederim.
  2. Oxford İngilizce Sözlüğü (OED), bu terimin 1928’den itibaren “komünist ülkelerde” kullanıldığını doğrulamaktadır, ancak benzer bir anlamla, Komintern’in İngilizce yayın organı olan The Communist International‘da 1919’da yayınlanan yazılarda da görülmektedir. Örneğin, beşinci sayısında, Rus gençlik hareketi hakkında bir raporda bu terim kullanılmıştır.
  3. Kadrolaştırma yerine kadrizasyon yazımını tercih ettim, ancak ikisi de OED’de geçmiyor. (Makalenin orijinal başlığında “Cadrisation” tabiri tercih edilmiş ancak Türkçeye çevirirken anlamlı olmayacağı için ben kadrolaştırma sözcüğünü kullandım ç.n.)
  4. Bolşevikler başlangıçta Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin bir fraksiyonuydu ve 1903’te ayrıldıkları Menşeviklerle birlikte hareket ediyorlardı. İki fraksiyon arasındaki ilişkiler zamanla değişti ve Bolşevikler 1912’de bağımsız bir örgüt olarak kuruldu.
  5. Bkz. Choonara, 2014; Hallas, 1996, s. 44-45.
  6. Lenin’in parti anlayışına ilişkin bu temel kavrayışı Tony Cliff (1986), Chris Harman (1996) ve John Molyneux’a (1978) borçluyum.
  7. Trotsky, 1987; Rabinowitch, 2017; ve Cliff, 1996, s. 63-66, bu görüşe karşı güçlü argümanlar sunmaktadır.
  8. Rusya’da hâlâ kullanılan eski Jülyen takvimine göre Şubat ayı.
  9. Trotsky, 1977, s. 130-131, 138, 163; Liebman, 1980, s. 117-118.
  10. Bolşeviklerin, özellikle fabrikalar ve diğer büyük işyerleriyle yakın ilişkisi olan genç işçilerden oluşan gerçek bir işçi sınıfı örgütü olduğu ölçüde, bkz. Molyneux, 1978, s. 66-68.
  11. Birchall, 2001, s. 54’te belirttiği gibi, Victor Serge, Vie des révolutionnaires (Devrimcilerin Hayatı) (Hachette Livre 1921) ve Notes d’Allemagne (Almanya Notları) (La Brèche 1998) adlı eserlerinde, tarih tarafından büyük ölçüde unutulmuş, Rusya’da ve 1918-23 yıllarında Almanya’da devrim yapan devrimci kadroların öykülerini çizmede önemli bir rol oynamıştır.
  12. Trotsky, 1977, s. 127-128. Türkçe çeviride Troçki, 1998, s. 94’ten yararlanıldı. 
  13. Haupt ve Marie, 1974, s. 222. Kayurov daha sonra Kızıl Ordu’da liderlik yaptı. 1936’da, Stalin’i devirme komplosuyla ilgili olarak kendisine yazılan itirafnameyi imzalamayı reddettiği için gizli polis tarafından vurularak öldürüldü.
  14. Trotsky, 1977, s. 170-171
  15. Molyneux, 1978, s. 78-82.
  16. Örneğin, Ivanovo-Voznesensk şehrinde devrim patlak verdiğinde sadece on Bolşevik vardı; yaz sonuna kadar bu sayı 5.440’a ulaştı. Cliff, 1985, s. 150-151.
  17. Cliff, 1985, s. 97-139; Troçki, 1987, s. 31-36; Liebman, 1980, s. 125-134, 151-154. Lenin tarafından o dönemde kabul edilmese de, bu değişim, daha önce Lenin dahil olmak üzere önde gelen Bolşevikler tarafından eleştirilen Troçki’nin sürekli devrim stratejisinin bir versiyonunun zımnen benimsenmesini içeriyordu.
  18. Trotsky, Cliff, 1996, s. 70’de alıntılanmıştır.
  19. Cliff, 1986, s. 35.
  20. Trotsky, 1996, s. 88-89.
  21. Bkz. Molyneux, 1978, s. 41-46; Harding, 2009, s. 151-152.
  22. Lenin, 1960, s. 369. Çeviride  Lenin, 2011, s. 44’ten yararlanıldı.
  23. Lenin, 1960, s. 466-467. Çev. s. 143.
  24. Harding, 2009, s. 184-185.
  25. Lenin’in Marksizmi, Ne Yapmalı? kitabındaki bazı pasajlara dayanarak sıklıkla iddia edildiği gibi, sınıfın dışından işçilere getirilen bir şey olarak görüp görmediği konusundaki daha geniş tartışma için bkz. Molyneux, 1978, s. 46-50; Harman, 1996, s. 25-28.
  26. Lenin, 1960, s. 470-472. Hibrit çeviri
  27. Lenin, 1962, s. 217.
  28. Harding, 2009, s. 231’de alıntılanmıştır.
  29. Lenin, 1963a, s. 18.
  30. Lenin, 1963b, s. 289-290.
  31. Lenin, 1963c, s. 457. Molyneux, 1978, s. 63-65, 1905 deneyiminin ve ardından gelen tepkinin Lenin’in devrimci parti anlayışının pekişmesinde merkezi bir rol oynadığını haklı olarak savunur. Bu deneyim, 1905 civarında örgüte çekilen ve Rus entelijansiyası arasında dolaşan çeşitli felsefi moda akımları Bolşevizme aktaran ve devrimin gerilemesi ve düzenli bir şekilde geri çekilme ihtiyacının ortaya çıkmasıyla pek mantıklı olmayan uzlaşmaz aşırı sol pozisyonlar savunan bazı entelektüellerle keskin bir çatışmayı da gerektirmiştir. Bu kişiler, yazar Maksim Gorki’nin Capri’deki evinde kendi imajlarına uygun kadrolar yetiştirmek için bir “Bolşevik okulu” kurduklarında, Lenin Paris yakınlarındaki Longjumeau’da kendi okulunu kurarak yanıt verdi. Daha önce parti içinde tarafsız bir alan olarak görülen felsefe alanında mücadeleye girişen Lenin, başlıca rakibi Alexander Bogdanov’a meydan okumak için Materyalizm ve Ampriyokritisizm adlı kitabını yazdı (bkz. Harding, 2009, s. 277-281; Cliff, 1986, s. 281-293).
  32. Bkz. Hallas, 1985; Molyneux, 1978, s. 84-93; ve Gareth Jenkins’in bu sayıdaki makalesi.
  33. Cliff, 1993, s. 303, 307; Hallas, 1979, s. 89.
  34. Cliff, 1993, s. 291-294.
  35. Cliff, 1993, s. 296-297.
  36. Trotsky, 1964.
  37. Pathfinder Press tarafından bu dönem için yayınlanan Troçki’nin çeşitli eserlerinden herhangi birini açarak örnekleri görebilirsiniz.
  38. Cliff, 1993, s. 300-303, Troçki’nin uyguladığı örgütsel düzeltmelerin sorunu daha da pekiştirdiğini belirtir. Troçki, aşırı derecede tepeden inmeci bir uluslararası yapıya ek olarak, takipçilerinin her bir uluslararası seksiyonun birbirlerini eleştirip yönlendirerek strateji ve taktik anlayışlarını geliştirmeleri gerektiğini savunuyordu. Taktiksel deneyimi olmayan Troçkist grupların, genellikle yerel koşullar hakkında nispeten bilgisiz bir şekilde bu tür eleştirilere girişme denemeleri, çok fazla tartışma yaratmış, ancak çok az sonuç vermiştir.
  39. Hallas, 1979; Molyneux, 1978, s. 117-140; Callinicos, 1990’daki tartışmalara bakınız.
  40. Lukács, 1977, s. 9-11.
  41. Lukács, 1977, s. 11, 13
  42. Cliff, 1986, s. 253-254; bkz. Lukács, 1977, s. 72.
  43. Luxemburg, 1971, s. 52, 53. Bu nokta Lukács, 1977, s. 72’de de tekrarlanmaktadır.
  44. Lukács, 1977, s. 17, 18.
  45. Lukács, 1977, s. 43.
  46. Lenin, Cliff, 1986, s. 254’te alıntılanmıştır.
  47. Lukács, 1977, s. 16.
  48. Lukács, 1977, s. 35. Ayrıca bkz. Lukács, 1977, s. 83.
  49. Lukács, 1974, s. 299.
  50. Lukács, 1977, s. 35.
  51. Lukács, 1977, s. 35.
  52. Lukács, 1977, s. 27. Molyneux, 2012, s. 165-168, Lukács’ın yazılarındaki bu unsurları, Tarih ve Sınıf Bilinci gibi daha önceki eserlerinde ortaya çıkan sorunlarla, örneğin Lukács’ın parti ile ilişkilendirdiği “atfedilen sınıf bilinci” kavramıyla ilişkilendirir.
  53. Lukács, 1977, s. 37, 38.
  54. International Socialism dergisinin 114. sayısında, Gramsci’nin hayatı ve eserlerini ele alan dört makale yer almaktadır. Okurlar, bağlamsal bilgiler ve Hapishane Defterleri’ni yorumlamadaki zorluklar hakkında bilgi almak için bu makalelere başvurabilirler.
  55. Gramsci, 1971, s. 8, 9, 323.
  56. Gramsci, 1971, s. 5.
  57. Gramsci, 1971, s. 10; Gramsci, 1971, s. 6, bunu, çok sayıda İtalyan entelektüel yetiştiren ancak bu entelektüellerin sınıflarının çıkarlarından koparak organik entelektüel olmaktan uzaklaştığını gören köylülükle karşılaştırır. Bkz. ayrıca Gramsci, 1971, s. 204.
  58. Gramsci, 1971, s. 340.
  59. Gramsci, 1971, s. 16.
  60. Harding, 2009, s. 72-76.
  61. Gramsci, 1971, s. 9.
  62. Gramsci, 1971, s. 10.
  63. Barker, Johnson ve Lavalette, 2001, s. 5.
  64. Gramsci, 1971, s. 10. Burada dil özellikle şifreli: “teknik-işten teknik-bilime ve insan odaklı tarih anlayışına geçilir; bu anlayış olmadan kişi ‘uzman’ olarak kalır ve ‘yönetici’ (uzman ve politik) olamaz”.
  65. Gramsci, 1971, s. 332-333.
  66. Gramsci, 1971, s. 339
  67. Gramsci, 1971, s. 191.
  68. Gramsci, 1971, s. 327.
  69. Gramsci, 1971, s. 328.
  70. Gramsci, 1971, s. 333.
  71. Gramsci, 1971, s. 333.
  72. Gramsci, 1971, s. 335.
  73. Hallas, 1996, s. 47.
  74. İngiltere’de yayınlanan International Socialism Journal dergisinden bahsediyor (ç.n.)
  75. Örneğin, International Socialism dergisinin 181. sayısındaki makalelere bakınız.
  76. Callinicos, 2007, s 27.
  77. Örneğin, bkz. Choonara, 2023a, 2023b.
  78. Callinicos, 2007, s. 24-25.
  79. Braverman, 1974.
  80. Cliff, 1975. Cliff bu metaforu birkaç kez kullanmıştır. Kaynağı, İncil’in Yeni Kral James Versiyonu’nda şu şekilde aktarılan Vaiz 10:10 gibi görünüyor: “Balta körelmişse ve kimse keskinleştirmezse, daha fazla güç kullanmak gerekir; ama bilgelik başarı getirir.”
  81. Klein, 1999; Hardt ve Negri, 2000; Piketty, 2014; Malm, 2021.
  82. Marx’ın bu ilkeyi tanımlaması ve klasik Marksist geleneği tanımlamadaki önemi hakkında bkz. Draper, 1966, 1977; Molyneux, 1983; Löwy, 2005.
  83. Trotsky’nin sürekli devrim teorisinin gelişimi, bu tür yeniliklerden birini temsil eder. Bkz. Hallas, 1979, s. 7-26. Tony Cliff (1974) ise bürokratik devlet kapitalizmi teorisini geliştirirken Troçkist ortodoksiden kopmak zorunda kaldı. Chris Harman’ın 1994’te yaptığı siyasi İslamcılık analizi gibi daha sonraki yenilikler, Küresel Güney’deki insanların bu tür hareketlerle nasıl ilişki kurduklarını veya İngiltere gibi ülkelerde İslamofobiye nasıl karşı çıktıklarını anlamak için hayati öneme sahip olmuştur.
  84. Battistoni, 2025. Bu örneği paylaştığı için Charlie Kimber’e teşekkür ederiz.
  85. Thompson, 1980, s. 783, 787-789. 1990’ların ortalarında SWP’ye katıldığımda beni en çok etkileyen şeylerden biri, hangi geçmişe sahip olurlarsa olsunlar, yaşlı yoldaşların evlerinde her zaman, çok okunmuş Marksist kitap ve dergilerin yer aldığı bir rafın göze çarpan bir yerde durmasıydı.
  86. Parti birim toplantılarında kendi teorik ve tarihsel bilgimdeki eksiklikleri ortaya koyarak çok şey öğrendim.
  87. Cox, 2019, s. 116.
  88. Hallas, 1979, s. 84.
  89. Gramsci, 1971, s. 188-189.
  90. Gramsci, 1971, s. 189.
  91. Cliff, 1996, s. 56’da alıntılanmıştır.
  92. Cliff, 1996, s. 70.
  93. Hallas, 1996 yılında, ilk olarak 1971’de yayınlanan bir yazısında, devrimci örgütlenmeyi militan işçi katmanlarıyla yeniden bağlantı kurmanın gerekliliğini vurgulamaktadır. Burada, 1960’ların sonu ve 1970’lerin başında Britanya’da mücadeleleri yöneten radikal sendika temsilcilerini kastetmektedir.
  94. SWP, son üç yılda yaklaşık dörtte bir oranında büyümüştür; kadrolaşma oranı ise henüz bu büyümeyi yakalayamamıştır.
  95. Barker, Johnson and Lavalette, 2001, s. 6.
  96. Genel bir değerlendirme için bkz. Bassett, 2024. Vygotsky, Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında aktif olarak çalışmış ve 1934 yılında vefat etmiştir. Eserleri, 1936’dan 1956’ya kadar Stalin döneminde yasaklanmıştır.
  97. Krinsky, 2013, p117.
  98. Vygotsky, 1978, s. 86.
  99. Bu görüş, Vasily Davyodv gibi isimler tarafından daha da geliştirilmiştir. Bkz. Engeström, 2005, s. 164-165.
  100. Popüler protestoları incelemek için daha geniş bir dil ve sosyal bilinç kavramı geliştirmek amacıyla Vygotsky’yi Valentin Voloshinov gibi diğer düşünürlerle bütünleştirmeye çalışan Collins, 2000’e bakınız.
  101. Krinsky ve Barker, 2016, s. 216.
  102. Choonara, 2025.

 

 

KAYNAKÇA

Barker, Colin, Alan Johnson and Michael Lavalette, 2001, “Leadership Matters: An Introduction”, in Johnson Barker and Lavalette (eds), Leadership and Social Movements (Manchester University Press).

Bassett, Jane, 2024, “For a Progressive Pedagogy: Why We Need Vygotsky”, International Socialism 182 (spring), https://isj.org.uk/progressive-pedagogy-vygotsky/

Battistoni, Alyssa, 2025, “Math and Poetry”, The Nation (10 February).

Birchall, Ian, 2001, “The ‘Reluctant Bolsheviks’: Victor Serge’s and Alfred Rosmer’s Encounter with Leninism”, in Colin Barker, Alan Johnson and Michael Lavalette (eds), Leadership and Social Movements (Manchester University Press).

Braverman, Harry, 1974, Labor and Monopoly Capital (Monthly Review Press).

Callinicos, Alex, 1990, Trotskyism (Open University Press). [Alex Callinicos, Troçkizmin Tarihi, Z Yayınları, 1991]

Callinicos, Alex, 2007, “Leninism in the 21st Century? Lenin, Weber and the Politics of responsibility”, in Sebastian Budgen, Stathis Kouvelakis and Slavoj Žižek (eds), Lenin Reloaded: Towards a Politics of Truth (Duke University Press).

Choonara, Joseph, 2014, “The Trouble with Lenin”, Socialist Review 391https://socialistworker.co.uk/socialist-review-archive/trouble-lenin/

Choonara, Joseph, 2023a, “The British labour Movement’s Halting Recovery”, International Socialism 178 (spring), http://isj.org.uk/halting-recovery

Choonara, Joseph, 2023b, “The Ebb and Flow of Britian’s Strike Wave”, International Socialism 180 (autumn), https://isj.org.uk/ebb-and-flow/

Choonara, Joseph, 2025, “The Late, Late Capitalism Show”, International Socialism 185 (winter), https://isj.org.uk/the-late-late-capitalism-show/

Cliff, Tony, 1974, State Capitalism in Russia (Pluto). [Tony Cliff, Rusya’da Devlet Kapitalizmi, Z Yayınları, 2018]

Cliff, Tony, 1975, “Tony Cliff to Bruno da Ponte, 8 October 1975”, Marxists.org, www.marxists.org/history/portugal/prec/Tony_Cliff_to_Bruno_da_Ponte.pdf

Cliff, Tony, 1985 [1976], Lenin, Volume 2: All Power to the Soviets (Bookmarks). [Tony Cliff, Lenin, Cilt 2: Bütün İktidar Sovyetlere, Z Yayınları, 1994]

Cliff, Tony, 1986 [1975], Lenin, Volume 1: Building the Party (Bookmarks). [Tony Cliff, Lenin, Cilt 1: Partinin İnşası, Z Yayınları, 1994]

Cliff, Tony, 1993, Trotsky, Volume 4: The Darker the Night, the Brighter the Star (Bookmarks). [Tony Cliff, Troçki, Cilt 4: Gece Ne Kadar Karanlıksa Yıldızı O Kadar Parlak Olur (1927-1940), Marx-21 Yayınları, 2017]

Cliff, Tony, 1996 [1960], “Trotsky on substitutionalism”, in Tony Cliff, Duncan Hallas, Chris Harman and Leon Trotsky, Party and Class (Bookmarks).

Collins, Chik, 2000, “Vygotsky on language and social consciousness: underpinning the use of Voloshinov in the study of popular protest”, Historical Materialism 7.

Cox, Roger, 2019, “Marxist politics at work during the long boom and its breakdown”, International Socialism 161 (winter), https://isj.org.uk/marxist-politics-at-work/

Draper, Hal, 1966, The Two Souls of Socialism (Independent Socialist Committee). [Hal Draper, Sosyalizmin İki Ruhu, Sosyalist İşçi Broşür Dizisi, 2024]

Draper, Hal, 1977, Karl Marx’s Theory of Revolution I: The State and Bureaucracy (Monthly Review Press).

Engeström, Yrjö, 2005, “Non scolae sed vitae discimus: Towards Overcoming the Encapsulation of School Learning”, in Harry Daniels (ed), An Introduction to Vygotsky (Routledge).

Gramsci, Antonio, 1971 [1929-1935], Selections from Prison Notebooks (Lawrence & Wishart).

Hallas, Duncan, 1979, Trotsky’s Marxism (Pluto). [Duncan Hallas, Troçki’nin Marksizmi, Z Yayınları, 1997]

Hallas, Duncan, 1985, The Comintern (Bookmarks).

Hallas, Duncan, 1996 [1971], “Towards a Revolutionary Socialist Party”, in Tony Cliff, Duncan Hallas, Chris Harman and Leon Trotsky, Party and Class (Bookmarks).

Harding, Neil, 2009 [1977], Theory and Practice in the Democratic Revolution. In Lenin’s Political Thought (Haymarket).

Hardt, Michael, and Antonio Negri, 2000, Empire (Harvard University Press). [Micheal Hardt ve Antonio Negri, İmparatorluk, Ayrıntı, 2023]

Harman, Chris, 1994, “The Prophet and the Proletariat”, International Socialism 64 (autumn), www.marxists.org/archive/harman/1994/xx/islam.htm [Chris Harman, Peygamber ve İşçi Sınıfı, İşçi Demokrasisi Yayınları, 1998]

Harman, Chris, 1996 [1968-9], “Party and class”, in Tony Cliff, Duncan Hallas, Chris Harman and Leon Trotsky, Party and Class (Bookmarks). [Chris Harman, Parti ve Sınıf, Z Yayınları, t.y.]

Haupt, Georges, and Jean-Jacques Marie, 1974, Makers of the Russian Revolution: Biographies (George Allen & Unwin).

Klein, Naomi, 1999, No Logo: Taking Aim at the Brand Bullies (Picador). [Naomi Klein, No Logo, Bilgi Yayınevi, 2002]

Krinsky, John, 2013, “Marxism and the Politics of Possibility: Beyond Academic Boundaries”, in Colin Barker, Laurence Cox, John Krinsky and Alf Gunvald Nilsen (eds), Marxism and Social Movements (Brill).

Krinsky, John, and Colin Barker, 2016, “Movement Strategizing as Developmental Learning: Perspectives from Cultural-Historical Activity Theory”, in Hank Johnston (ed), Culture, Social Movements, and Protest (Routledge).

Liebman, Marcel, 1980, Leninism Under Lenin (Merlin). [Marcel Liebman, Lenin Döneminde Leninizm, Belge Yayınları, 1992]

Lenin, Vladimir Ilych, 1960 [1902], “What is to be Done?”, in Collected Works, volume 5 (Progress). (Lenin, Vladimir İlyiç, 2011, Ne Yapmalı?, çev. Arif Berberoğlu, Evrensel Basım Yayın). 

Lenin, Vladimir Ilych, 1962 [1905], “New tasks, new forces”, in Collected Works, volume 8 (Progress).

Lenin, Vladimir Ilych, 1963a [1908], “On to the straight road”, in Collected Works, volume 15 (Progress).

Lenin, Vladimir Ilych, 1963b [1908], “Two letters”, in Collected Works, volume 15 (Progress).

Lenin, Vladimir Ilych, 1963c [1909], “The liquidation of liquidationism”, in Collected Works, volume 15 (Progress).

Löwy, Michael, 2005, The Theory of Revolution in the Young Marx (Haymarket).

Lukács, Georg, 1974 [1922], “Towards a Methodology of the Problem of Organisation”, in History and Class Consciousness (Merlin).

Lukács, Georg, 1977 [1924], Lenin: A Study of the Unity of his Thought (New Left Books).

Luxemburg, Rosa, 1971 [1899, 1908], “Social reform or revolution?”, in Selected Political Writings (Monthly Review Press). [Rosa Luxemburg, Sosyal Reform mu, Devrim mi?, Belge Yayınları, 1993]

Malm, Andreas, 2021, How to Blow Up a Pipeline (Verso). [Andreas Malm, Bir Boru Hattı Naısl Patlatılır, Ayrıntı Yayınları, 2022]

Molyneux, John, 1978, Marxism and the Party (Pluto). [John Molyneux, Marksizm ve Parti, İmge Yayınları, 2015]

Molyneux, John, 1983, “What is the real Marxist tradition?”, International Socialism 20 (summer). [John Molyneux, Gerçek Marksist Gelenek, Z Yayınları, 2018]

Molyneux, John, 2012, The Point is to Change it! (Bookmarks).

Piketty, Thomas, 2014, Capital in the 21st Century (Harvard University Press). [Thomas Piketty, 21. Yüzyılda Kapital, İş Bankası Kültür Yayınları, 2014]

Rabinowitch, Alexander, 2017, The Bolsheviks Come to Power (Pluto). [Alexander Rabinowitch, Bolşevikler İktidara Geliyor, Yordam Kitap, 2019]

Thompson, Edward P, 1980, The Making of the English Working Class (Penguin). [Edward P. Thompson, İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu, İletişim, 2015]

Trotsky, Leon, 1987 [1924], The Lessons of October (Bookmarks). [Leon Troçki, Ekim Dersleri, Yazın Yayıncılık]

Trotsky, Leon, 1964 [1938], The Death Agony of Capitalism and the Tasks of the Fourth International (Pioneer Publishers).

Trotsky, Leon, 1977 [1932-3], The History of the Russian Revolution (Pluto). [Leon Troçki, Leon, 1998, Rus Devriminin Tarihi, Çev. Bülent Tanatar. Yazın Yayıncılık]

Trotsky, Leon, 1996, “The Class, the Party and the Leadership”, in Tony Cliff, Duncan Hallas, Chris Harman and Leon Trotsky, Party and Class (Bookmarks).

Vygotsky, Lev, 1987 [1934], “Thinking and speech”, in Collected Works, Volume 1 (Plenum).

sosyalizm