Tarık Kunduracı
Gelecek tarihsel dönemde sosyalist devrimin olmaması durumunda, bütün insanlık kültürünü bir felaket tehdit etmektedir. İş şimdi proletaryaya; yani, en çok, onun devrimci öncüsüne düşüyor. İnsan soyunun tarihsel krizi, devrimci önderliğin krizine indirgenmiştir.1
Dördüncü Enternasyonal’e duyulan ihtiyaç, yalnızca örgütsel bir boşluğun değil, tarihsel ölçekte bir devrimci önderlik krizinin ürünüdür. Alman Devrimi’nin yenilgisiyle birlikte Avrupa’da devrimin yayılma ihtimali zayıflamış, bu durum Sovyetler Birliği’nin yalıtılmışlığını derinleştirmiştir. Bu izolasyon koşullarında yükselen Stalinizm, işçi sınıfının iktidar organları olan sovyetleri giderek işlevsizleştirmiş ve yerlerine bürokratik bir egemenlik biçimi inşa etmiştir.
Stalin önderliğinde şekillenen bu bürokrasi, yalnızca Sovyet devlet aygıtını değil, aynı zamanda Komintern’i de kendi çıkarlarına tabi kılmıştır. Böylece Komintern, dünya devrimini örgütleyen bir merkez olmaktan çıkarak, Sovyet bürokrasisinin dış politika ihtiyaçlarına göre hareket eden bir araca dönüşmüştür.
Bu dönüşümün teorik ifadesi ise Sovyet bürokrasisinin üç temel tezinde somutlaşmıştır: ‘tek ülkede sosyalizm’, ‘barış içinde bir arada yaşama’ ve ‘faşizme karşı halk cephesi’. Bu tezler, dünya proletaryasının bağımsız devrimci hattını tasfiye ederek, işçi sınıfını burjuva güçlerle uzlaşmaya zorlamış ve böylece devrimci potansiyeli sistematik biçimde zayıflatmıştır. Bu çizgiye karşı çıkan devrimci Marksistler ise ‘Troçkizm’, ‘revizyonizm’ ya da ‘ihanet’ suçlamalarıyla tasfiye edilmiş, partilerden ihraç edilmiş ve uluslararası hareketten dışlanmıştır.
Bu koşullar altında, Lev Troçki ve onunla hareket eden devrimciler için sorun artık yalnızca yanlış bir politik hat değil, doğrudan doğruya bir tarihsel kopuş meselesiydi. İkinci Enternasyonal’in reformizme teslim olması ve Üçüncü Enternasyonal’in bürokratik yozlaşma sonucu devrimci niteliğini yitirmesi, yeni bir enternasyonalin inşasını tarihsel bir zorunluluk haline getirmiştir.
Bu perspektif, Dördüncü Enternasyonal’in kuruluşuyla somutlaşmış ve Geçiş Programı’nda şu sözlerle ifade edilmiştir: “İkinci Enternasyonal’in ardından Üçüncü Enternasyonal de devrim açısından ölmüştür. Yaşasın Dördüncü Enternasyonal!”2
Troçki’nin ifadesiyle, işçi sınıfının krizi artık üretim araçlarının gelişimi ya da nesnel koşulların olgunluğuyla değil, doğrudan doğruya devrimci önderliğin yokluğuyla açıklanmalıdır. Çünkü mevcut önderlik, artık proletaryanın tarihsel çıkarlarını değil, Sovyet bürokrasisinin dar ve muhafazakâr çıkarlarını temsil etmektedir.
Dördüncü Enternasyonal’ in kuruluşu
Bolşevik Leninistler bu devrimci önderlik krizinin farkındaydı. Fakat Marx’ın dediği gibi “dünyayı anlamak yetmiyordu asıl mesele onu değiştirmekte”ydi. Bu sebeple yeni bir Enternasyonal gerekliydi. Devrimci gelenek onlara zaten her devrimci kurumun bir araç olduğunu asıl meselenin tüm ezilenlerin yüksek çıkarları olduğunu öğretmişti. Lenin, Kautsky’nin İkinci Enternasyonal’i yozlaştığında hemen oradan kopup Üçüncü Enternasyonal’i kurmasını bilmişti. Troçki ve diğer Bolşevik Leninistler de Stalin’ in Komintern’i yozlaştığında Dördüncü Enternasyonal’i kurma iradesi gösterdiler. Fakat bir sorun vardı. Böyle bir enternasyonalin kurulması için ‘büyük bir olay’ yaşanması gerektiği yönünde kuşkucu bir muhalefet vardı. Troçki geçiş programında onlara şöyle cevap verdi:
Dördüncü Enternasyonal, zaten büyük olaylardan; proletaryanın tarihteki en büyük yenilgilerinden doğmuş durumda. Bu yenilgilerin nedeni, eski önderliğin yozlaşmasında ve ihanetinde yatmaktadır. Sınıf mücadelesi bir kesintiyi hoş görmez. Üçüncü Enternasyonal, İkinci Enternasyonal’in ardından, devrimin amaçları açısından ölüdür. Yaşasın Dördüncü Enternasyonal!
Peki, onun kuruluşunu ilan etmenin zamanı geldi mi?… Kuşkucular sakinleşmiyor. Biz, Dördüncü Enternasyonal’in “ilan edilme”ye ihtiyacı olmadığı yanıtını veriyoruz. O var ve savaşıyor. Güçsüz mü? Evet. Onun saflarında çok sayıda insan yok; çünkü daha çok genç. Onlar da, henüz, asıl olarak kadrolardan oluşuyor. Ama bu kadrolar geleceğin güvencesidir. Gezegenimizde, bu kadroların dışında, bu isme gerçekten layık tek bir devrimci akım bile bulunmamaktadır.3
Böylelikle 3 Eylül 1938 tarihinde Paris’ te 30 kadar delegenin katılımıyla Dördüncü Enternasyonal kuruldu ve geçiş programı kabul edildi. Programda çok önemli ilkeler vardı:
- Proleter partisinin her durum ve koşulda bağımsızlığı; 1924-1928 arasında Kuomintang’a ilişkin olarak yürütülen politikanın mahkûm edilmesi; Ingiliz-Rus Komitesi’nin politikasının mahkûm edilmesi; Stalinist iki sınıf (işçi-köylü) partileri teorisinin ve bu teoriye yaslanan pratiğin mahkûm edilmesi; Komünist Parti’nin pasifist-bataklıkta eritildiği Amsterdam Kongresi’nde izlenen politikanın mahkûm edilmesi.
- Proleter devriminin uluslararası ve dolayısıyla sürekli karakterimin kabulü; tek ülkede sosyalizm teorisinin ve Almanya’da onu tamamlayan milli-Bolşevizm politikasının (‘ulusal kurtuluş’ platformu) reddi.
- Sovyet devletinin, bürokratik rejimin artan yozlaşmasına rağmen bir işçi devleti olduğunun kabulü. Her işçinin Sovyet devletini hem emperyalizme hem de iç karşı-devrime karşı koşulsuz savunma yükümlülüğü.
- Stalinist hizbin ekonomi politikasının, hem 1923-1928 yılları arasındaki ekonomik oportünizm evresindeki (‘süper sanayileşmeciler’e karşı mücadele ve kulaklara yaslanma) hem de 1928-1932 yılları arasındaki ekonomik maceracılık evresindeki (abartılmış sanayileşme temposu, genelleştirilmiş kolektifleştirme, bir sınıf olarak kulakların idari yoldan tasfiyesi) biçimleriyle mahkûm edilmesi; Sovyetler Birliği’nin şimdiden ‘sosyalizme geçmiş’ olduğuna ilişkin caniyane bürokratik efsanenin mahkûm edilmesi. Leninizm’in gerçekçi ekonomik politikasına dönüş gerekliliğinin kabulü.
- ‘Proletaryanın ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü’ formülünün, köylülerin ve genel olarak ezilen kitlelerin desteğini kazanan proletarya diktatörlüğünden farklılaşan özel bir rejim olarak alınmasının reddi. Demokratik diktatörlüğün sosyalist diktatörlüğe barışçı yoldan đönüşmesine ilişkin anti-Marksist teorinin reddi.
- Kitlelerin, her ülkenin somut durumuna karşılık veren geçiş sloganları ve özel olarak feodal koşullara, ulusal baskıya ya da emperyalist diktatörlüğün çeşitli açık biçimlerine (faşizm, Bonapartizm vb.) karşı mücadelenin söz konusu olduğu koşullarda demokratik sloganlar etrafinda seferber edilmesinin gerekliliğinin kabulü.
- Bir parti olarak sosyal demokrasi de dahil olmak üzere, sendikal ve siyasal kitlesel işçi örgütlerine yönelik olarak, gelişkin bir birleşik cephe politikası izlenmesinin gerekliliğinin kabulü. Pratikte birleşik cephe politikasının ve dolayısıyla Sovyetler yaratmanın reddi anlamına gelen ‘yalnızca tabandan birleşik cephe’ ültimatomcu şiarının mahkûm edilmesi. Birleşik cephe politikasının, İngiliz-Rus Komitesi örneğinde olduğu gibi (yöneticilerle, kitleler olmaksızın ve kitlelere karşı kurulan bir blok) oportünistçe uygulanmasının mahkûm edilmesi; şimdiki Alman Merkez Komitesi’ni ‘yalnızca tabandan’ ültimatomcu şiarını sosyal demokrat yöneticilerle yer yer girişilen parlamenter anlaşmalarla birleştiren politikasının iki kez mahkûm edilmesi.
- Bir yandan faşizme bir yandan da sosyal demokrasiye hizmet eden sosyal faşizm teorisinin ve buna bağlı bütün uygulamaların reddi.
- Dünya işçi sınıfının devrimci güçlerinin uluslararası Komünizmin bayrağı altında yeniden kümelenmesi için mücadele. Yukarıda sıralanan ilkeleri uygulayabilecek gerçek bir Komünist Enternasyonal’in yaratılmasının gerekliliğinin kabulü.
- Parti demokrasisinin yalnızca lafta değil pratikte de kabulü; Stalinist plebisiter rejiminin acımasızca mahkûm edilmesi (partinin düşünce ve iradesini ayaklar altına alan gaspçıların yönetimi, bilgi akımının sahtekârca engellenmesi vb.)4
Bu kongreden geçen program Bolşevik Leninizm için çok önemliydi. İşçi sınıfının alternatif devrimci örgütü artık bu program yolundan ilerleyecekti.
Burada maddelerde bazı noktalar çok önem sarf etmektedir Bunlardan biri 3. maddedir. Sovyet devletinin bir işçi devleti olduğu bu maddeyle beraber Dördüncü Enternasyonal tarafından tanınmıştır. Bu madde başta anti-Cliffçi bir madde olarak eklenmemiştir. Troçki İhanete Uğrayan Devrim’deki tezlerini tutarlı bir şekilde burada da göstermiştir. Fakat bu tez Max Shachtman’la fikir ayrılıklarına düşmesine yol açmaktadır.
Troçki’ den sonra Dördüncü Enternasyonal
Dördüncü Enternasyonal, Lev Troçki önderliğinde 1938 yılında kurulduğunda, dışarıdan bakıldığında bütünlüklü ve monolitik bir devrimci merkez gibi görünse de aslında kuruluş anından itibaren önemli teorik ve politik gerilimler barındırıyordu. Bu gerilimler, yalnızca kişisel farklılıklardan değil, dönemin hızla değişen dünya koşullarına verilen farklı Marksist yanıtların çatışmasından kaynaklanıyordu.
Bu tartışma alanlarının en önemlilerinden biri Max Shachtman etrafında şekillenmiştir. Shachtman ve onunla hareket eden eğilim, Sovyetler Birliği’nin artık ‘yozlaşmış işçi devleti’ olarak tanımlanamayacağını, bürokrasinin bağımsız bir egemen güç haline geldiğini savunmuştur.5 Bu yaklaşım, SSCB’nin sınıfsal niteliğine dair Troçki’nin analizinden önemli bir kopuş anlamına geliyordu.
Aynı dönemde James Burnham da Troçkist hareket içinde yer almış, ancak giderek Marksist çerçeveyi bütünüyle terk edip ‘yönetici sınıf’ (managerial class) teorisine yönelmiştir. Burnham’a göre modern toplum ne klasik kapitalizm ne de sosyalizmdi; üretim araçlarını kontrol eden yeni bir yönetici elit tarafından şekillendirilen farklı bir toplumsal form ortaya çıkmaktaydı.6 Bu görüş, yalnızca SSCB analizinde değil, Marksizmin teorik bütünlüğünden de radikal bir kopuş anlamına gelmiştir.
Buna karşılık James P. Cannon gibi isimler, Troçki’nin geliştirdiği ‘yozlaşmış işçi devleti’ analizini savunmaya devam etmiş ve SSCB’nin emperyalizme karşı koşullu olarak savunulması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu ayrışma, özellikle II. Dünya Savaşı koşullarında daha da keskinleşmiş; savaşın karakteri, SSCB’nin rolü ve dünya devriminin geleceği üzerine temel stratejik tartışmaları derinleştirmiştir.
Shachtman ve Burnham eğilimi, savaşın ilk yıllarında SSCB’nin artık işçi devleti olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak Troçkist çoğunluktan kopmuştur. Buna karşılık Troçki ve Socialist Workers Party (Sosyalist İşçi Partisi, ABD)7 çoğunluğu, savaşın kapitalizmin krizini derinleştireceğini ve Avrupa’da devrimci dalgaların yeniden yükseleceğini öngörmüştür. Bu perspektif, SSCB içinde de bürokrasiye karşı gelecekte bir politik devrim ihtimalini açık tutmaktadır.8
Bu teorik çatışma, 1940 yılında örgütsel bir kopuşa dönüşmüştür. Max Shachtman ve çevresi SWP’den ayrılarak yeni bir politik hat oluşturmuş, James Burnham ise kısa süre içinde Marksizmi tamamen terk etmiştir. Aynı yıl içinde Lev Troçki Ağustos 1940’ta bir suikast sonucu öldürülmüş, böylece bu erken dönem teorik tartışmalar Troçki’nin doğrudan müdahalesi olmadan yeni bir tarihsel evreye girmiştir.
Troçki’siz yıllar: İkinci Dünya Savaşı sonrası kuramsal felç ve yeni gerçeklik
Lev Troçki’nin 1940 yılında Stalinist bir ajan tarafından katledilmesi, Dördüncü Enternasyonal’i yalnızca bir kurucusundan ve baş mimarından değil, aynı zamanda hareketin teorik pusulasından da mahrum bıraktı. Troçki’nin 1938 tarihli Geçiş Programı, İkinci Dünya Savaşı’nın kapitalizmin nihai krizini tetikleyeceğini ve savaşın sonunda ya işçi sınıfının dünya devrimini zafere taşıyacağını ya da insanlığın barbarlığa sürükleneceğini öngörüyordu. Aynı perspektif, SSCB’deki Stalinist bürokrasinin de savaşın sarsıntılarına dayanamayacağını, işçi sınıfının siyasi bir devrimle bürokrasiyi devireceğini savunuyordu.9
Ancak 1945 sonrasında ortaya çıkan dünya tablosu, bu öngörülerin hiçbirini doğrulamadı. Kapitalizm Marshall Planı, Keynesyen politikalar ve savaş yıkımının yarattığı devasa ‘yeniden inşa’ talebi sayesinde çökmek bir yana, tarihin en büyük ve en uzun süreli büyüme dalgalarından birine (kapitalizmin altın çağı) girdi. Diğer yanda SSCB, savaşta ağır yaralar almasına rağmen yıkılmadı; aksine emperyalist politikalar ışığında Kızıl Ordu’nun ilerleyişi sayesinde sınırlarını Elbe Nehri’ne kadar genişleterek Doğu Avrupa’da yukarıdan aşağıya kendi kopyası olan rejimler kurdu.
Dördüncü Enternasyonal’in Michel Pablo, Ernest Mandel ve James P. Cannon gibi isimlerden oluşan savaş sonrası liderliği, bu yeni gerçekliği Marksist bir metodolojiyle analiz etmek yerine, Troçki’nin 1938’deki öngörülerini dondurulmuş bir dogmaya dönüştürmeyi seçti. Dünya hızla değişirken, Enternasyonal liderliği ‘kapitalizmin çöküşünün an meselesi olduğu’ sanrısına kapıldı. Gerçeklik ile teori arasındaki bu devasa uçurum, Dördüncü Enternasyonal’i içinden çıkılmaz bir krizin ve ardı arkası kesilmeyen bölünmelerin içine sürükledi.10
Michel Pablo, Ernest Mandel ve ‘deforme işçi devletleri’ çıkmazı
Savaş sonrasının en büyük teorik krizlerinden biri Doğu Avrupa’daki yeni rejimlerin doğasıydı. Polonya, Macaristan, Romanya, Çekoslovakya ve Doğu Almanya’da burjuvazi mülksüzleştirilmiş, üretim araçları devletleştirilmiş ve planlı ekonomiye geçilmişti. Ancak bu dönüşümler işçi sınıfının silahlı ayaklanmasıyla sovyetlerin kurulmasının değil; tamamen SSCB tanklarının ve tepeden inme bürokratik-askeri-emperyalist müdahalelerin eseriydi.
Eğer mülkiyetin devletin elinde olması bir devleti ‘işçi devleti’ yapıyorsa, o zaman Doğu Avrupa devletleri de ‘işçi devletiydi’. Ancak bu durum, Marksizmin “işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır” temel ilkesinin reddedilmesi anlamına geliyordu. İşçi sınıfı hiçbir inisiyatif almadan, hatta tamamen pasifize edilmişken ‘işçi devletleri’ kurulabiliyorsa, devrimci partiye ve işçilerin öz-örgütlenmesine ne gerek vardı?
Ernest Mandel ve Michel Pablo’nun başını çektiği Enternasyonal liderliği, bu teorik girdaptan ‘yozlaşmış işçi devletleri’ kavramını savunarak çıkmaya çalıştı. Onlara göre SSCB ‘dejenere olmuş’ bir işçi devletiydi; Doğu Avrupa ise en başından itibaren bürokratik olarak ‘deforme doğmuş’ işçi devletleriydi. Bu teorik yama, Dördüncü Enternasyonal’i yavaş yavaş Stalinist güçlerin uzantısı haline getirmeye başladı. Çünkü onlara göre artık tarihsel ilerlemeyi sağlayan güç artık proletarya değil, Stalinist bürokrasiydi.
Pabloist entrizm ve Dördüncü Enternasyonal’in likidasyonu
Michel Pablo, bu yanlış teorik zemini felaket getirecek bir politik stratejiye dönüştürdü. Pablo’ya göre, Üçüncü Dünya Savaşı emperyalizm ile işçi devletleri arasında kaçınılmazdı ve çok yakındı. Bu yaklaşan savaş tehdidi altında, Stalinist komünist partiler radikalleşmek ve iktidarı almak zorunda kalacaklardı. Pablo “yüzyıllar sürecek deforme işçi devletleri” çağına girildiğini ilan etti.11
Eğer nesnel süreç Stalinist partileri devrime itecekse, Dördüncü Enternasyonal’in bağımsız, küçük devrimci partiler inşa etmeye çalışması anlamsızdı. Pablo, 1951 yılında ‘entrizm’ taktiğini dayattı. Bu taktik, Troçkistlerin kimliklerini gizleyerek kitleleri barındıran Stalinist komünist partilere veya sosyal demokrat partilere girmelerini ve bu partileri ‘içeriden’ sola çekmelerini salık veriyordu.
Bu aslında Dördüncü Enternasyonal’in siyasal bir tasfiyesiydi. Troçkistler kendi bayraklarını katlayıp, on yıllar boyunca reformist veya Stalinist aygıtların içinde eridiler. Kitlelere önderlik etmek yerine, bürokratlara danışmanlık yapma hayaline kapıldılar. Pablo’nun bu bürokratik dayatması, 1953 yılında Dördüncü Enternasyonal’de büyük bir bölünmeye yol açtı. Cannon, Gerry Healy ve Pierre Lambert, Pablo’nun Stalinist uzlaşmacılığına karşı Açık Mektup yayınlayarak Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’ni (ICFI) kurdular. Pablo ve Mandel ise Uluslararası Sekreterlik (ISFI) olarak yollarına devam ettiler. Ancak bu bölünme bile, Troçkist hareketin yaşadığı doktriner donukluğu çözemedi.
Tony Cliff ve devlet kapitalizmi: Ortodoksiden radikal kopuş
Dördüncü Enternasyonal’in Pabloizm ve Mandelizm eksenindeki bu bürokratik ve ikameci yozlaşmasına karşı en güçlü ve yapısal teorik müdahale, Filistin doğumlu Yahudi bir devrimci olan Tony Cliff’ten geldi.
Cliff 1948 yılında kaleme aldığı ve sonrasında efsaneleşecek Rusya’da Devlet Kapitalizmi başlıklı kapsamlı çalışmasıyla, Troçkizmin Ortodoks dogmalarını yıkarak devrimci Marksizmin özünü kurtardı. Cliff’in temel itirazı, Rusya’nın mülkiyet biçimi nedeniyle bir ‘işçi devleti’ olarak görülmesineydi. Cliff, Marx’ın kapitalizm analizine geri dönerek mülkiyetin ‘hukuki biçimi’ ile üretimin ‘toplumsal ilişkileri’ arasındaki farkı ortaya koydu.
Cliff’e göre, devletin mülkiyeti elinde tutması tek başına sosyalist bir karakter taşımaz; asıl mesele devleti kimin elinde tuttuğudur. Rusya’da işçi sınıfı siyasal iktidardan bütünüyle dışlanmış, sendikalar devletin üretim sopası haline getirilmiş, işçi konseyleri yok edilmişti. Böyle bir durumda Rusya’ya ‘işçi devleti’ demek, faşist İtalya’ya Nazi Almanyası’na veya firavunlar dönemi Mısır’ına ‘işçi devleti’ demekten farksızdı.
Değer yasası ve askeri-kapitalist rekabet
Ernest Mandel ve Ortodoks Troçkistler, Rusya’da içsel bir serbest piyasa olmadığı için Marx’ın ‘değer yasası’nın işlemediğini, dolayısıyla buranın kapitalist olamayacağını savunuyorlardı. Cliff bu tezi muazzam bir derinlikle çürüttü. Rusya kapalı bir kutu değildi; dünya kapitalist emperyalist sisteminin bir parçasıydı. Rusya’nın içinde farklı şirketler arası bir piyasa rekabeti olmayabilirdi, ancak Rusya bir bütün olarak Batı emperyalizmiyle amansız bir askeri-endüstriyel rekabet içindeydi.
Bu dış baskı Sovyet bürokrasisini, işçi sınıfını tıpkı Batılı kapitalistlerin sömürdüğü gibi sömürmeye itiyordu. Silah, tank ve nükleer teknoloji üretebilmek için Rus bürokrasisi, işçilerin ürettiği artı-değere el koymak, işçi ücretlerini minimumda tutmak ve devasa bir ‘sermaye birikimi’ yaratmak zorundaydı. Cliff’in dediği gibi “Sosyalizmde birikim tüketimin bir aracıdır; kapitalizmde ise tüketim birikime tabi kılınmıştır”.12 Rusya’da üretim, halkın ihtiyaçları için değil, birikim için yapılıyordu. Bürokrasi ise sadece ‘asalak bir tabaka’ değil, üretim araçlarını kolektif olarak elinde tutan yeni bir egemen sınıf, kolektif bir kapitalistti.
Cliff’in bu muazzam tespiti, onu Dördüncü Enternasyonal’den kopardı. ‘Dejenere işçi devleti’ teorisini reddettiği için aforoz edilen Cliff, İngiltere’de Sosyalist İnceleme Grubu’nu (SRG) kurdu. Bu grup daha sonra Uluslararası Sosyalistler (IS) ve en nihayetinde İngiltere’nin en büyük devrimci gücü olan Sosyalist İşçi Partisi’ne (SWP) dönüşecekti.
Cliff’in kurduğu gelenek, teorik olarak üç büyük sacayağına oturdu:
- Devlet Kapitalizmi: ‘Ne Moskova Ne Washington, Tek Yol Aşağıdan Sosyalizm!’ Bu şiar, her iki emperyalist bloku da reddeden tek gerçek enternasyonalist hattı yarattı.
- Sürekli Silahlanma Ekonomisi: Kapitalizmin savaş sonrası neden hemen çökmediğini açıklayan teori. Cliff ve ekibi, Soğuk Savaş askeri harcamalarının kapitalizmin ‘aşırı birikim’ krizini emdiğini ve sistemi geçici olarak stabilize ettiğini kanıtlayarak ortodoks Troçkistlerin hayalperest beklentilerini yerle bir etti.
- Aksayan Sürekli Devrim: Mao’nun Çin’i veya Castro’nun Küba’sı işçi devrimleri değildi. İşçi sınıfının zayıf veya pasif olduğu yerlerde, orta sınıf aydınlar ve köylü gerillalar emperyalizmi kovalayarak bağımsızlık kazanabilir, ancak kurdukları sistem ‘devlet kapitalizmi’ olurdu.
Tony Cliff’in kurduğu bu gelenek, Dördüncü Enternasyonal’in yukarıdan aşağıyacı (ikameci) çizgisinden koparak Marksizmin ‘aşağıdan sosyalizm’ ilkesini yeniden var etti. İşçilerin kendi konseyleri ve kendi devrimci partileri olmadan, hiçbir gerilla grubunun veya bürokratın sosyalizmi getiremeyeceği gerçeği SWP’nin temel ilkesi oldu.
Nahuel Moreno, gerilla romantizmi ve Latin Amerika zikzakları
Avrupa’da Pablo ve Mandel bu çıkmazlarda debelenirken, Latin Amerika’da Dördüncü Enternasyonal’in yıkılışına giden yolu döşeyen bir diğer figür Arjantinli Nahuel Moreno oldu. Moreno’nun politik tarihi, pragmatizm ve sürekli değişen taktik zikzaklar tarihidir.
Moreno da tıpkı Pablo gibi sınıfın bağımsızlığını hiçe sayan stratejiler izledi. Arjantin’de işçi sınıfı içinde devasa bir etkiye sahip olan burjuva-milliyetçi Peronizm hareketi karşısında, Morenocular ‘entrizm’ politikası uyguladılar. İşçi sınıfını Peronizmin burjuva illüzyonlarından koparmak yerine, onun peşinden sürüklediler. ‘Peronizmin sol kanadı’ olma sevdası, Arjantin Troçkizmini milliyetçi ve sınıf işbirlikçi bir batağa çekti.
Ancak Moreno’nun taktiklerinin asıl tahribatı, 1960’lardaki Küba Devrimi sonrasında yaşandı. 1963’te Mandel’in ISFI’si ile Cannon’un SWP’si (Amerikan) ‘Birleşik Sekreterlik’ (USFI) adı altında yeniden birleştiğinde, temel ortak zeminleri Küba Devrimi’ni bir ‘işçi devleti’ olarak kutsamalarıydı. Che Guevara ve Castro’nun fokocu gerilla stratejisi, Dördüncü Enternasyonal’in yeni şiarı haline geldi.
Moreno ve Mandel’in bu gerilla romantizmi, Latin Amerika Troçkizmini fiziksel ve politik bir intihara sürükledi. Arjantin’de Morenocular içinden çıkan PRT-ERP (Devrimci İşçi Partisi-Halkın Devrimci Ordusu), sınıf mücadelesini fabrikalardan ormanlara ve şehir terörüne taşıdı. Bu feci strateji, binlerce devrimci kadronun Arjantin devlet terörü tarafından katledilmesiyle ve proletarya hareketinin yalıtılmasıyla sonuçlandı. Moreno daha sonra bu maceracılık rotasını değiştirse de işçi sınıfını burjuva hareketlerin peşinden sürüklemenin ve ve ikameciliğin Latin Amerika’daki bedeli çok ağır oldu.
Dördüncü Enternasyonal’in yıkılışı ve tarihsel bilanço
Pabloist derin entrizmle başlayan, Mandel’in öğrenci hareketi ve gerilla romantizmiyle devam eden ve Moreno’nun milliyetçi-popülist hareketlere yönelik pragmatik taktikleriyle zirve yapan bu politikalar silsilesi, Dördüncü Enternasyonal’in bir ‘dünya devrim partisi’ olarak yıkılışının bizzat nedenleridir.
Troçki’nin 1938’de inşa ettiği yapı, işçi sınıfının siyasal ve örgütsel bağımsızlığı üzerine kurulmuştu. Oysa ölümünden sonraki liderlik, bu bağımsızlığı her fırsatta başka bir güce teslim etti. Rusya’da bürokrasiye, Doğu Avrupa’da Stalinist tanklara, Çin’de köylü ordularına, Cezayir’de burjuva ulusal kurtuluşçularına, Arjantin’de Peron’a, Küba’da küçük burjuva aydınların gerilla fokolarına öykünerek işçi sınıfının tarihsel rolünü ikame ettiler.
1980’lere gelindiğinde, Dördüncü Enternasyonal (Birleşik Sekreterlik ve ondan kopan onlarca irili ufaklı fırka) artık dünya çapında işçi sınıfı içinde hiçbir organik bağı olmayan, sürekli birbirini aforoz eden marjinal mezheplere dönüşmüştü. 1989’da Berlin Duvarı yıkıldığında ve 1991’de SSCB çöktüğünde, Dördüncü Enternasyonal’in Ortodoks liderleri ağır bir bunalıma girdiler. On yıllar boyunca ‘dejenere işçi devleti’ dedikleri ve emperyalizme karşı savunulmasını emrettikleri yapılar bir gecede domino taşı gibi yıkılmış ve eski Sovyet yöneticileri yeni kapitalist oligarklara dönüşmüştü. Teori iflas etmiş, Dördüncü Enternasyonal fiilen yıkılmıştı.
Bu yıkıntının ortasında haklı çıkan tek kişi Tony Cliff ve onun temsil ettiği devlet kapitalizmi geleneğiydi. SSCB çöktüğünde Cliffçi gelenek (SWP) yas tutmadı; aksine çöken şeyin sosyalizm değil, devlet kapitalizmi olduğunu ortaya koyarak devrimci Marksizmin onurunu kurtardı.
Sonuç olarak; Dördüncü Enternasyonal’in örgütsel yıkılışı, nesnel koşulların kötülüğünden değil, önderliğin işçi sınıfına güvenini yitirerek burjuva ve bürokratik güçlere sığınmasından kaynaklanmıştır. Dördüncü Enternasyonal örgütsel olarak ölmüştür, ancak Troçki’nin ‘sürekli devrim’ metodolojisi ve Bolşevik Leninizm’in ruhu, ancak Tony Cliff gibi onu dogmalardan arındırarak ‘aşağıdan sosyalizm’ bayrağını yükseltenler sayesinde yaşamaya devam etmektedir.
KAYNAKÇA
Trotsky, Lev, 1992, Kapitalizmin Can Çekişmesi ve Dördüncü Enternasyonalin Görevleri (Geçiş Programı), çev. Zeynep Gök, Kardelen Yayınevi, İstanbul.
Cliff, Tony, 1948, “The theory of bureaucratic collectivism: A critique”, Marxist Internet Archive, https://www.marxists.org/archive/cliff/works/1948/xx/burcoll.htm.
Burnham, James (1941), The Managerial Revolution: What is happening in the World?, New York: John Day Co.
Troçki, Lev, 1934, “Savaş ve Dördüncü Enternasyonal”, Marxist Internet Archive, https://www.marxists.org/turkce/trocki/1934/haziran/10.htm.
Cliff, Tony, 1999, “Troçki Sonrası Troçkizm”, Marxist Internet Archive, https://www.marxists.org/archive/cliff/works/1999/trotism/index.htm.
Cliff, Tony, 1990, Rusya’ da Devlet Kapitalizmi, çev. Ali Saffet, Tarık Kaya, Metis Yayınları, İstanbul.
Dipnotlar:
- Troçki, 1938, s.13.
- a.g.e, s.47.
- a.g.e., s.47, s.48.
- a.g.e., s.63, s.64-65.
- Cliff, 1948.
- Burnham, 1948, s.41.
- Bu parti 1938’de Troçkistler tarafından ABD’de kurulmuştur, daha sonra İngiltere’de kurulacak olan aynı isimli partiden farklıdır.
- Troçki, 1934.
- Troçki,1938, a.g.e., s.78.
- Cliff, 1999.
- a.g.e.
- Cliff, 1948, s.115.
