Donald Trump’ın “Barış” Planı ve Gazze’de Devam Eden Soykırım

Can Irmak Özinanır

ABD Başkanı Donald Trump, Eylül ayının sonunda “Gazze Savaşı’nın sonu” dediği 20 maddelik “barış” planıyla Gazze’de barış sağlayacağını iddia etti ve bir kez daha kendisine Nobel Barış Ödülü verilmesi gerektiğini söyledi. Bu anlaşmanın sonucu olarak 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesle birlikte yüzbinlerce Filistinli sürüldükleri güney bölgelerinden evlerine geri dönmeye başladı. Ancak ateşkes başladığı günden bu yana İsrail ordusu ateşkesi ihlal etmeye, Gazzelileri açlıkla ve sağlıklarıyla sınamaya devam ediyor. Bunun temel sebebi Trump’ın sahte barış planının temelde İsrail’in çıkarlarını korumaya odaklanması. Trump’ın planı esas olarak Hamas’ın silahsızlandırılması hedef olarak koyuyor. Yani 7 Ekim 2023’ten bu yana soykırım yapan İsrail’i değil, asıl olarak kendilerini savunmakta olan Filistin direnişin tasfiyesi amaçlanıyor. Chris Hedges, Trump’ın “barış” planı üzerine yazısında şöyle diyor: 

On yıllardır yapılan sayısız barış planı arasında en az ciddi olanı şu anki plan. Hamas’ın ateşkesin başlamasından sonra 72 saat içinde rehineleri serbest bırakması talebinin dışında, planın ayrıntıları ve dayatılan zaman çizelgeleri eksik. Plan, İsrail’in anlaşmayı feshetmesine izin veren şerhlerle dolu. Asıl mesele de bu zaten. Plan, çoğu İsrailli liderin de kavramış olduğu gibi, barışa giden geçerli bir yol olarak tasarlanmış değil. Kumarhaneler kralı müteveffa Sheldon Adelson tarafından Başbakan Binyamin Netanyahu’nun sözcülüğünü ve mesihçi Siyonizmin savunuculuğunu yapsın diye kurulan İsrail’in en yüksek tirajlı gazetesi İsrael Hayom, okurlarına Trump’ın planının “retorik”ten yani laf kalabalığından ibaret olduğu, dolayısıyla endişelenmeye mahal olmadığı yolunda teminat verdi.1

Hedges’in tanımı oldukça doğru çünkü plan İsrail’ini politik ve askeri hedeflerine hizmet ediyor ve uluslararası hukuku görmezden geliyor. Planın ilk aşamasına göre sağ kalan tüm rehineler İsrail’e iade edilecek ve de İsrail 2 bin kadar Filistinli tutsağı serbest bırakacaktı. Planın bu kısmı gerçekleşti ancak İsrail’in elinde 9 binden fazla daha Filistinli tutsak bulunuyor ve her an yeni operasyonlarla Filistinlileri tutsak almaya devam ediyor. Ayrıca İsrail askerlerinin Gazze’den kademeli olarak (3 aşamada) asker çekmeye başlaması öngörülüyor.

Plana göre, Gazze’yi Filistinli uzmanlardan oluşturulacak teknokrat bir komite yönetecek. Bir de başında Donald Trump’ın olacağı uluslararası isimlerden oluşturulacak bir “Barış Kurulu” olacak ve bu Barış Kurulu da teknokratlar komitesini denetleyecek. Barış Kurulu’nda Trump’a eşlik edecek isimlerden birisi de ABD’nin Irak işgalinin en önemli destekçilerinden eski İngiltere Başbakanı Tony Blair! 

Gazze’de ayrıca güvenliği sağlaması için Uluslararası Güvenlik Gücü (ISF) adı verilen bir yabancı güç de kurulacak. Yani Filistinliler, kendi güvenlikleri hakkında söz sahibi olamayacak. ISF, yeni bir işgal gücü olarak Gazze’de konuşlanacak.

Planın arkasındaki asıl hedef ise 13. Madde’de ifade ediliyor. Bu maddeye göre Hamas ve diğer gruplar (yani Filistinli direniş güçleri) Gazze yönetiminde hiçbir şekilde yer almayacak. Tüneller ve silah üretim tesisleri tamamen imha edilecek. ABD destekli devasa bir askeri güç karşısında Gazze halkı tamamen silahsız bırakılacak ve kendi kaderlerini tayin edemeyecek.  

Bu aynı zamanda Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail işgalinin tamamen yasadışı olduğu ve derhal sona erdirilmesi gerektiği yönündeki Danışma Görüşü’nü de yok sayan bir plan. 

Plan, İsrail’e önemli kontrol yetkileri de veriyor. İsrail’in anlaşmayı tek taraflı feshedebilmesine olanak sağlayan şerhlerle dolu bir plan bu. Hamas’ın anlaşmaya uyup uymadığına karar verme mercii tamamen İsrail devletinin kendisi olacak. Trump da zaten buna uygun bir şekilde Hamas’ı hemen tehdit etti ve ateşkes sonrası yaşanan bir çatışmanın ardından “Uslu durmazlarsa yok edilecekler, hayatları sona erecek” dedi. Kısacası Trump’ın planı soykırımın şiddetini geçici bir süreliğine kısıtlıyor ama sona erdirmiyor.

Anlaşma Hamas için de Filistin halkı için de son derece ağır şartlara sahip. Fakat Hamas bu anlaşmayı diğer direniş örgütlerine de danışıp imzalayarak iki şeyi göstermiş oldu. İlk olarak kendi örgüt çıkarlarını Gazze halkının üzerinde görmediğini gösterdi çünkü Filistinli siviller korkunç bir soykırım ve açlıkla karşı karşıya. Acil insani yardım ulaşmazsa silahlara gerek kalmadan Gazze’de kitlesel ölümler başlayacaktı. İkinci olarak da tarihi boyunca hiçbir anlaşmaya uymayan İsrail’in yine bir bahane bulup savaş politikalarına döneceğini biliyor. Bu nedenle uluslararası kamuoyu nezdinde anlaşmaya yanaşmayan taraf olarak algılanmak yerine anlaşmayı kabul etti.  

Dolayısıyla Gazze’de savaşın tekrar başlaması neredeyse kesin ama zamanını İsrail açısından uluslararası konjonktür belirleyecek. Netanyahu’nın kabinesinde aşırı sağcı kanat İsrailli rehineler teslim alınır alınmaz Gazze’yi imha etmeye yeniden başlamak gerektiğini açıkça söylüyorlar. Trump ise Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Katar, Mısır, Türkiye gibi müttefikleriyle arasını açan İsrail’in soykırımcı işgale aynı şekliyle devam etmesini istemiyor. 

Trump tarafından hazırlanan “Barış Planı” Hamas ve İsrail tarafından kabul edildi ancak bu plan etrafında imzalanan bir de uluslararası bir anlaşma var. Mısır’da yapılan barış zirvesine Erdoğan dahil 30’dan fazla devlet liderinin katılarak dört ülkenin (ABD, Katar, Mısır, Türkiye) imzaladığı bir Gazze için “Niyet Beyanı” imzalandı. Daha sonra bu metnin adının “Kalıcı Barış ve Refah İçin Trump Anlaşması” olduğu öğrenildi. Bu uluslararası anlaşmanın en kritik yönü İsrail’e yönelik uluslararası tepkiyi dindirip ilişkileri normalleştirmeyi amaçlıyor olması. Filistin meselesinin dostuymuş gibi görünen AKP hükümeti ve Türkiye de Mısır’la birlikte Trump’ın bu planının baş destekçilerinden birisi. Mısır ve Türkiye, Gazze’deki ateşkes için en aktif arabuluculuk yapan ülkelerdi.

Bu uluslararası anlaşmanın aslında somut bir içeriği yok. Savaşan tarafların da zaten imzası yok. Ancak anlaşma İsrail’in yeniden küresel düzenin içerisine alınmasını ve devletlerin ekonomik, diplomatik ve askeri boykotlarını terk edip ilişkilerini eski haline döndürmeyi amaçlıyor. Bu anlaşmayla birlikte İsrail’in uluslararası alandaki sıkışmışlığının aşılması ve izolasyonunun kaldırılması amaçlanıyor çünkü Gazze soykırımıyla birlikte Kolombiya ve Güney Afrika gibi birçok ülke İsrail ile diplomatik ilişkilerini kesmiş, İspanya gibi bazı ülkeler limanlarını İsrail ticaretine kapatmış, İngiltere ve Almanya dahi sınırlı da olsa bazı silahların İsrail’e satışını yasaklamıştı. Çok sayıda ülke de İsrail ile ticarete son vermiş durumdaydı. İsrail’i var eden Birleşmiş Milletler, bütün kurumlarıyla İsrail’i soykırım yapmakla suçluyor, İsrail’in spor takımları, sanatçıları, müzisyenleri her ülkede protesto ediliyor ve organizasyonlardan çıkarılıyordu. İsrail ciddi bir meşruiyet krizi yaşarken, dünya Yahudileri arasında anti-siyonizm güçlenirken ve İsrail’in bağımlı olduğu ekonomik, teknolojik ve askeri ilişkiler zarar görmüşken bu plan tüm bunları yeniden Gazze soykırımı öncesindeki haline getirmeyi amaçlıyor. Böylece İsrail kendisini yeniden toparlayarak daha güçlü bir şekilde savaşa ileri bir tarihte tekrar dönebilecek.

İsrail her zamanki gibi ateşkesi ihlal ediyor 

Barış Planı, İsrail’e nefes aldırma potansiyeli taşısa da ateşkes yürürlüğe girdiği günden bu yana İsrail defalarca kez anlaşmayı ihlal etti. 10 Ekim ile 7 Kasım 2025 arasında İsrail’in ateşkes ihlallerinin sayısı 125’i geçmişti. Aynı tarihler arasında İsrail’in ateşkese ihlalleri sonucu öldürülen Filistinli sayısı 240’ı geçmişti ve 600’den fazla da yaralı vardı.2 Ölenlerin çoğunu siviller oluşturuyor. Sadece 28 Ekim günü Gazze Şehri ve Han Yunus’ta 108 kişi İsrail güçleri tarafından öldürüldü bunlardan 46’sı çocuk ve 20’si kadındı. ABD Başkanı Donald Trump ise Hamas reddetmesine rağmen bir İsrail askerinin öldürülmesi sonucu saldırıların gerçekleştiğini savundu.3

İsrail’in Gazze’de uyguladığı soykırım sadece silahlı saldırılarla yürütülmüyor. Gazze halkı kitlesel bir şekilde açlığa mahkum edilmiş durumda. Ateşkesin en temel maddelerinden biri Gazze’ye insani yardımın tam olarak sağlanmasıyken, İsrail ilk günden beri bu yükümlülüğü kasıtlı olarak ihlal ediyor. Anlaşmaya göre günde yaklaşık 600 TIR’lık yardımın Gazze’ye gitmesi gerekiyordu ancak 1 Kasım 2025’te Gazze’ye günde giren TIR sayısı sadece 145’ti.4 7 Kasım’da ise Birleşmiş Milletler yetkilileri yardımların İsrail tarafından hâlen engellendiğini ve ne kuzeye ne de güneye doğrudan erişimleri olmadığını açıkladı.5

Engellenen sadece gıda da değil, kritik tıbbi malzemelerin Gazze’ye ulaşmasının engellenmesi sonucunda pek çok hastalık tedavi edilemiyor. Ateşkesin başlangıcından bu yana El-Şifa Hastanesi’ne gerekli tıbbi malzemelerin sadece yüzde 10’u ulaşabilmiş durumda. Hastanelerde dezenfektan eksikliği nedeniyle virüs ve bakteriler kol geziyor. İsrail, bu ürünlerin engellenmesini tıbbi ekipman ve barınak yapım malzemelerinin “çift amaçlı” kullanılabileceği gerekçesine dayandırıyor. Yani silah olarak da kullanabileceklerini iddia ediyor. İsrail aynı zamanda ateşkes planına aykırı bir şekilde Refah Sınır Kapısı’nı da kapalı tutuyor ve bu nedenle tedaviye ihtiyacı olan 22 bin kişinin Gazze’den çıkış imkanı bulunmuyor. Yardım TIR’ların Gazze’ye ulaşmasında da zorluklar yaşanıyor.

İsrail, anlaşma hükümleri gereğince Sarı Hat adı verilen ve Gazze’yi kabaca ikiye bölen bir hatta doğru çekildi. Sarı Hat’tın anlaşmaya göre geçici olması gerekirken İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) buraya yeni karakollar inşa ediyor. İsrailli yetkililer bunun “gelecekte savunma pozisyonu olarak kullanabilme olasılığına karşı hazırlık” olduğunu söylüyorlar.6 İsrail’in cinayetlerinin önemli bir kısmı bu hattın yakınında gerçekleşiyor ve bu Sarı Hat’ta yaklaşan her Filistinliye ateş açılıyor. Ancak Hat Gazze’yi ikiye böldüğü için evleri Hat’tın doğusunda kalan Filistinliler evlerine dönemiyor. 

İsrail’in ihlallerle dolu tarihi 

Varlığı Filistin’in ve Filistinlilerin yok edilmesi üzerine kurulu olan siyonist İsrail rejimi ilk defa bir anlaşmayı ihlal etmiyor. İsrail’in tarihi tek taraflı olarak anlaşmaların bozulmasıyla dolu. İsrail geçen yıl Hizbullah’a karşı Lübnan’a çok ağır bir saldırı başlatmış ve Kasım 2024’te Lübnan’la İsrail arasında bir ateşkes anlaşması imzalanmıştı. Buna rağmen bu bir yıl içerisinde İsrail ateşkesi 4 bin 500’den fazla kez ihlal etti ve bu ihlallerde yüzlerce sivili öldürdü.7

Gazze’de de son ateşkesten önce 2025 yılı başında iki ay kadar süren ve karşılıklı esir takaslarının devam etmekte olduğu ateşkesi 18 Mart 2025’te Gazze’ye hava saldırıları düzenleyerek bozmuştu. Her seferinde Hamas’ın varlığını sebep gösteren İsrail’in ateşkes ihlalleri ise Hamas’tan çok öncesine dayanıyor. 

1978 yılında Mısır ile İsrail arasında imzalanan Camp David Anlaşmaları’nda Batı Şeria ve Gazze’de beş yıl içinde Filistin Özerk Yönetimi’ne izin verileceği, Batı Şeria’da Yahudi yerleşimlerinin inşasının biteceği anlaşma altına alınmıştı ancak bu hiçbir zaman uygulanmadı. 

1993’te ve 1995’te Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat’la yürütülen görüşmeler sonrası yapılan Oslo Anlaşmaları’yla FKÖ, İsrail’in varlık hakkını tanımıştı ancak İsrail bu anlaşmayı FKÖ’yü etkisiz hâle getirmek ve işgali derinleştirmek üzere kullandı. Hamas’ın güç kazanmaya başlaması da pek çok Filistinli tarafından ihanet olarak görülen bu anlaşmanın sonrasında gerçekleşti: 

1993’te imzalanan Oslo Anlaşmalarında FKÖ, İsrail’in var olma hakkını tanıdı ve İsrail de FKÖ’yü Filistin halkının meşru temsilcisi olarak tanıdı. Ama bunun ardından FKÖ’nin etkisizleştirilmesi ve onu sömürgeci bir polis gücüne dönüştürme süreci yaşandı. 1995’te imzalanan Oslo II, barış ve bir Filistin devleti yönündeki süreci detaylandırdı; fakat o da doğmadan öldü. Oslo II, yasa dışı Yahudi “yerleşimleri” konusundaki herhangi bir tartışmayı “nihai” statü görüşmelerine bırakmayı öngördü. O zamana kadar, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’dan çekilme işlemlerinin tamamlanmış olması planlanıyordu. Yönetim yetkisi İsrail’den sözde geçici Filistin Yönetimine devredilecekti. Bunun yerine Batı Şeria, A, B ve C olmak üzere bölgelere ayrıldı. Filistin Yönetimi, A ve B bölgelerinde sınırlı yetkiye sahipken, İsrail Batı Şeria’nın %60’ından fazlasını oluşturan C Bölgesi’nin tamamında kontrolü elinde tuttu.8

Oslo ile beraber İsrail’in Batı Şeria ve Gazze’ye sıkışmış olan Filistin topraklarından çekilmesi gerekiyordu ancak bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Oslo’nun sonucu tarihsel Filistin topraklarının yüzde 78’i İsrail’e teslim edilmiş oldu. Filistin’in bütün ekonomisi “Filistin Otoritesi” isimli FKÖ yönetiminin eliyle İsrail ekonomisine bağlı kılınırken direnişin liderliğini artık Hamas gibi İslamcı örgütler üstlenmeye başlamıştı: 

Öncelikle Filistin Otoritesi altında İsrail’in güvenliğini önceleyen bir bürokrasi oluştu. Yerel polis teşkilatı, direnişi kontrol altına aldı. Bu güvenlik birimlerinin en önemlisi Önleyici Güvenlik Hizmeti’ydi. Oslo’dan sonraki 10 yılda 50 ila 70 bin kadar kişiyi istihdam eden bu yapıda askeri eğitim ABD destekli kişiler tarafından Mısır ve Ürdün’de veriliyordu. Bu birlik intifada sırasında ortaya çıkan aktivistlere yönelik tutuklamalar yaptı. Bazı basın yayın organlarını kapattı.9

Oslo Anlaşmaları, Filistin halkının hiçbir işine yaramadı. İsrail, her geçen gün saldırganlığını arttırırken, sömürgeci yerleşimcilerin sayısını da yıllar içinde iki katına çıkardı. İsrail için ateşkesin anlamı her zaman, yeniden silahlanmak ve askeri aygıtını güçlendirmek için zaman kazanmak oldu. Kurulduğu 1948 yılından beri siyonist devlet, sömürgeleştirmenin sona ermesini, mültecilerin evlerine dönmesi gerektiğini söyleyen tüm Birleşmiş Milletler kararlarını ihlal etti. Birleşmiş Milletler Şartı, Dördüncü Cenevre Sözleşmesi gibi imza attığı sözleşmeleri ve bütün ateşkes anlaşmalarını yok saydı.10

Bütün bunlar olurken İsrail’in ABD başta olmak üzere emperyalist destekçileri İsrail’e “yahu siz de bir sakin olun” der gibi yaparken asıl olarak Filistinlilere “direnmeyin, uslu uslu teslim olun” demek oldu. 

Filistin halkı tarihsel olarak farklı örgütler aracılığıyla ama bir bütün olarak Filistin Direnişi olarak her zaman bu yok etme politikasına karşı mücadele etti. Sayid Marcos Tenorio’nun da dediği gibi: 

İsrail her anlaşmayı bir boyun eğme aracına dönüştürmeye çalışıyor, ancak Filistinliler her ihlali mücadelelerinin haklı ve kırılmaz olduğunun kanıtı haline getiriyor. Direniş, bu nedenle, yaşamın devamlılığı, Filistin’in var olduğunun ve var olmaya devam edeceğinin teyididir.11

İki devlet değil, nehirden denize özgür Filistin! 

Gazze’de sürdürülen soykırım dünyanın pek çok yerinde kitle gösterilerinin kıvılcımını çaktı. İtalya’da Filistin halkıyla dayanışma için yapılan grevler ise Filistin halkıyla dayanışmak için ne yapılması gerektiğini uygulamalı olarak gösterdi. 

Öncelikle biz sosyalistler olarak elbette soykırıma karşı çıkmak ve Gazze halkının yaralarını bir nebze olan sarabilmesine destek olmak için ateşkesten yanayız. Ancak ortada eşit iki taraf varmış gibi yapmak, sanki iki eşit güç çatışıyormuş gibi dünyanın en büyük emperyalist gücü ABD’nin Filistin halkına dayattığı koşulları savunmak mümkün değil. Dolayısıyla Filistin’le dayanışma hareketinin hız kesmemesi hayati bir öneme sahip. 

Soykırım başladığı günden bu yana hem bu dergideki yazılarda hem de çeşitli yayınlarımızda anlatıyoruz: Bugün dünya emperyalist sisteminin düğümünün çözüleceği konu Filistin’dir. Ancak sorun sadece Filistin’in içinde çözülemez. İsrail sahip olduğu tüm askeri ve ekonomik üstünlüğe rağmen Filistin direnişini bitiremez çünkü Gazze’de iki yılı bulan soykırımcı savaş gösterdi ki son Filistinli ölene dek direniş sürecek. Ancak Filistin Direnişi de İsrail devletini yenemez. İsrail bütün bir Batı emperyalizminden destek alıyor. Muazzam bir teknolojik üstünlüğe sahip.

Soykırım sebebiyle uluslararası düzeydeki bütün sıkışmışlığına rağmen yıllardır Batı emperyalizmi tarafından meşru görülen, desteklenen, silah satılan, tanınan bir korsan devlet var. Bu devlet Filistin coğrafyası üzerinde kurulu ve Filistinlileri yok edene kadar durmayacak. Tarihi boyunca bütün ateşkesleri ihlal etmesi bunun kanıtı. 

İsrail ancak Ortadoğu devrimleri ve İsrail’in izole edilmesiyle yenilebilir. Ekonomik açıdan ve hammadde açısından tamamen dışa bağımlı bir ülke olan İsrail’in tüm ekonomik ve askeri avantajı küresel bir boykot ile yok edilebilir. İsrail’i durdurabilecek olan güç dünyanın bütün şehirlerinden Filistin halkıyla, Gazze’yle dayanışma için sokağa çıkan küresel intifadadır. İsrail’i eleştirmek yetmez, tüm dünya devletlerinin İsrail’le tüm ilişkileri kesmesini sağlamak zorundayız. İsrail’e uygulanacak küresel tam ambargo ve izolasyon İsrail savaş makinesini ve ekonomisini işlemez hale getirebilir. İzolasyonun sonucu olarak dünya Yahudilerinin siyonizme sırtını dönmesi ve siyonizm için hayati önemde olan İsrail’e Yahudi göçünün durması sağlanabilir. Böylece İsrail’in insan kaynağını kurutabilir. Hatta son iki yılda olduğu gibi tersine göç yani İsrail’den kaçış gerçekleşebilir.  

Ortada iki eşit devlet varmış gibi yapmak büyük bir iki yüzlülük. Bugüne kadar “iki devletli” denilen çözümlerin hiçbiri işlemedi çünkü İsrail devleti ne iki devleti ne tek devleti kabul ediyor. Siyonist İsrail’in derdi bölgenin tamamında kendi hegemonyasını kurmak, Filistin adını tarihten silmek. Dolayısıyla iki devletli bir çözüm mümkün değil, Filistin sorununun tek çözümü var: halkların birlikte eşit haklara sahip bir şekilde yaşayacakları, nehirden denize özgür ve birleşik Filistin!

 

Dipnotlar:

  1. Hedges, 2025.
  2. Middle East Eye, 2025
  3. Kanj, 2025. 
  4. a.g.e.
  5. Middle East Monitor, 2025
  6. Independent Türkçe, 2025a
  7. Independent Türkçe, 2025b
  8. Hedges, 2025b
  9. Özbay, 2024, s. 54.
  10. Tenorio, 2025
  11. A.g.e.

 

KAYNAKÇA: 

Hedges, Chris, 2025a, “Trump’ın Sahte Barış Planı”, Apaçık Radyo, https://apacikradyo.com.tr/editorden/trumpin-sahte-baris-plani

Hedges, Chris, 2025b, “Gazze İçin Ağıt”, Apaçık Radyo, https://apacikradyo.com.tr/editorden/gazze-icin-agit  

Independent Türkçe, 2025a, “İsrail ordusu, Gazze’deki “sarı hattı” kalıcı hale getirmek istiyor”, https://www.indyturk.com/node/767253/d%C3%BCnya/i%CC%87srail-ordusu-gazze%E2%80%99deki-%E2%80%9Csar%C4%B1-hatt%C4%B1%E2%80%9D-kal%C4%B1c%C4%B1-hale-getirmek-istiyor  (29 Ekim)

Independent Türkçe, 2025b, “Lübnan, Hizbullah’ı silahsızlandırmak için zamana karşı yarışıyor”, https://www.indyturk.com/node/767797/d%C3%BCnya/l%C3%BCbnan-hizbullah%C4%B1-silahs%C4%B1zland%C4%B1rmak-i%C3%A7in-zamana-kar%C5%9F%C4%B1-yar%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor (8 Kasım)

Kanj, Jamal, 2025, “How Washington Enables Israel’s Ceasefire Violations”, CounterPunch, https://www.counterpunch.org/2025/11/03/how-washington-enables-israels-ceasefire-violations/

Middle East Eye, 2025, “Gaza death toll rises to 68,872”, https://www.middleeasteye.net/live-blog/live-blog-update/gaza-death-toll-rises-68872 

Middle East Monitor, 2025, “UN says Gaza aid entry still limited by Israel, no direct access to north or South”, https://www.middleeastmonitor.com/20251107-un-says-gaza-aid-entry-still-limited-by-israel-no-direct-access-to-north-or-south/ (7 Kasım) 

Özbay, Özdeş, 2024, “Filistin Sorununun ve Direnişinin Tarihi”, Enternasyonal Sosyalizm, Sayı: 14. s. 43-59. 

Tenorio, Sayid Marcos, 2025, “The Eternal Zionist Contempt for Agreements and Peace”, Middle East Monitor. https://www.middleeastmonitor.com/20251101-the-eternal-zionist-contempt-for-agreements-and-peace/

sosyalizm