Yükselen Faşist Tehdide Direnmek

 

Panos Garganas 

Son birkaç yıldır, aşırı sağa ve onun faşist bileşenlerine karşı verilecek mücadele, artık görmezden gelinemeyecek bir gereklilik halini aldı. Neo-Nazi ya da “post-faşist” partilerle açık ya da örtük ilişkilere sahip siyasi formasyonlar, pek çok ülkede birbiri ardına seçim başarıları elde etti. Brezilya’da Bolsonaro’nun, biraz da Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki varlığı sayesinde mümkün olan zaferi, aşırı sağın Avrupa’da uzun süredir devam eden yükselişine yeni bir ivme kazandırdı. Fransa’da baba-kız Le Pen’ler, Avusturya’da FPO, Hollanda’da Wilders, uzun süredir siyaset sahnesindeler. Daha yakın zamanlarda Almanya’da AfD’nin yükselişine, İtalya’da da Salvini’nin yükselişinden cesaret alan faşistlerin hareket alanlarının genişlemesine şahit olduk. Bütün bunlara ek olarak, faşist çeteler geleneklerine uygun bir şekilde ve sandıkta elde edilen başarılardan aldıkları cesaretle, sokaklarda saldırılar organize etmeye başladı.

Neyse ki yükselen faşist hareket karşısında, yükselen bir karşı dalga da var. Trump’ın cinsiyetçi ve ırkçı provokasyonlarının her biri, başını kadınların, siyahların ve gençlerin –ve bazen o kadar da genç olmayanlarınçektiği öfke patlamalarıyla karşılaştı. Almanya’da Chemnitz, Berlin’de ve daha yakın zamanlarda Dresden’de düzenlenen kitlesel gösteriler muhteşem görüntülere sahne oldu. Avusturya’da FPO’nun yeni kurulacak hükümetteki olası varlığı, ortaya saçılan skandallar sonucu askıya alındı. İngiltere’de Anti Nazi Ligi geleneği tüm canlılığıyla ayakta. Yunanistan’da Altın Şafak günbegün parçalanıyor.

Tüm bu gelişmeler, sol içinde antifaşist mücadelenin stratejilerine ve taktiklerine ilişkin tartışmaları besleyen bir nitelikte. Faşist hareketin yükselişi karşısında rehavete kapılmak gibi bir lüksümüz yok. Öte yandan, faşizme karşı verilecek mücadeleye ilişkin çıkarımlarımızı dayandıracağımız çokça deneyimimiz oldu. Bu çerçevede genel resmi çok iyi özetleyen yazılardan biri, Mark L. Thomas imzasıyla Uluslararası Sosyalizm dergisinin 2019 Bahar sayısında ve okumakta olduğunuz Enternasyonal Sosyalizm’in bu sayısında yayınlandı. Thomas’ın da ifade ettiği gibi:

Geçmişin hayaletleri yeniden gün yüzüne çıkıyor. Naziler yeniden yükselişte: meclise giriyor, milyonlarca oy alıyor, ırkçı zehirleriyle siyasi atmosferi kirletmeye devam ediyorlar. Auschwitz’in özgürleşmesi ve Mussolini ve Hitler rejimlerinin yıkılmasından bu yana ilk kez, bu güçlerin yeniden zafer kazanabilmeleri bir ihtimal haline geldi. Bugünün faşistleri, iki savaş arası dönemle kıyaslandığında çok daha zayıf, hele de sokaktaki varlıkları çok daha cılız. Ancak yeniden patlak verecek bir ekonomik kriz ve bunun yön vereceği siyasi başkaldırılar, faşistlerin yükselişini hızlandırabilir ve onlara ivme kazandırabilir.

Eyleme geçersek ve eylemlerimiz yeterli etkiye sahip olursa, [faşist hareketin yükselişine karşı] vaktimiz var. Bu da devrimci sosyalist örgütlenmelere faşizme karşı ortak cepheler inşa etme sorumluluğu yüklüyor. Bu cepheler, ne genel politik programlara dayalı olmalı ne de yalnızca kendini antikapitalist olarak tanımlayanları bünyesinde barındırmalıdır. Bu cephelerin en önemli özelliği, ırkçı ve faşistlerin yükselişini dehşetle izleyen herkesi harekete geçirecek olmasıdır. Devrimci örgütlenmelerin alametifarikası meclis dışında kalan alanlarda harekete geçme perspektifine sahip olması ve ırkçılığa amasız, fakatsız karşı çıkmalarıdır. Tam da bu sebeple, bu türden birleşik cepheleri ancak devrimci örgütler inşa edebilir. Uluslararası Sosyalist Akım, Avrupa çapında bu tür cepheler kurma sorumluluğunu üstlenmiştir.

Bu makalede, Yunanistan’da Altın Şafak’a karşı verilen mücadele deneyimini paylaşmak istiyorum.

Bu çerçevede değinmemiz gereken ilk nokta, ekonomik durgunluk, yoksulluğun artışı ve Neo Naziler de dâhil olmak üzere aşırı sağın yükselişi arasında kaçınılmaz bir ilişki olmadığıdır. Yaşananlarda siyasi kriz ve solun bu siyasi krize ne tür yanıtlar ürettiği de kritik öneme sahiptir. Eğer ırkçı söylem ve programlara karşı koyamazsak, faşistlerin hareket alanı genişleyecektir. Bunu vurgulamak özellikle önem taşıyor zira solun bazı kesimleri, indirgemeci bir bakış açısıyla, kemer sıkma programlarına karşı verilecek kavganın ve “ekmek” mücadelesini büyütmenin doğal olarak faşistleri meydanlardan temizleyeceğini ileri sürüyor.

Yunanistan’da aşırı sağın 1977 yılından beri ilk kez kayda değer bir seçim başarısı kazandığı yıl 2007 yılı oldu. O seçimlerde LAOS, oyların %3,80’ini alarak meclise girdi. Resmi istatistiklere göre, 2007 yılında Yunanistan’da kişi başına düşen gelir zirve noktasına ulaşmıştı. Öte yandan mülteci ve göçmenleri hedef alan ve resmi ağızlarca dolaşıma sokulan ırkçı kampanya da giderek büyüyordu. 2009 yılında LAOS oylarını %5,63 seviyesine çıkardı. Bundan üç yıl sonra yapılan seçimlerde ise LAOS meclis dışında kalırken, Altın Şafak oyların %6,97’sini aldı.

LAOS, bünyesinde barındırdığı çok sayıda faşist gruba meşruiyet kazandırmayı hedeflemiş bir aşırı sağ koalisyondu. Sokakta Neo Nazi çeteler kurmayı savunan (ve o zamana kadar kayda değer bir başarısı bulunmayan) Altın Şafak’la mücadele halindeydi. LAOS 2012 yılında, liderliğini eski bir bankacının yaptığı ana akım partilerden oluşan koalisyona katılınca itibarını kaybetti. Faşizmin “saygıdeğer” kanadının çöküşü, Altın Şafak’a aradığı fırsatı sağladı. Onlar da bu fırsatı kullandılar.

LAOS ve Altın Şafak arasındaki bu bağlantı, aşırı sağın farklı kesimleri arasındaki etkileşimin mahiyetini ortaya koyduğu gibi, faşist tehdidi hafife almanın tehlikelerine de işaret ediyor. Yunanistan’da tam adı Irkçılığa ve Faşist Tehdide Karşı Ortak Hareket olan KEERFA, bundan on yıl önce, 2009 yılının yaz aylarında kuruldu. Aktivistler, sendikacılar, göçmenler ve başta SEK olmak üzere sol partilerden genişçe bir grup insanın bir araya gelerek oluşturduğu bu hareket, başlangıçta iki itirazla karşılaştı. Bu itirazlara göre hareket, (a) faşizm tehlikesini abartıyor ve (b) antifaşizm vurgusuna ırkçılık karşıtlığını da ekleyerek hareketin kapsama alanını “daraltıyordu”.

O zamandan bu yana yaşananlar, KEERFA’yı haklı çıkardı. Bu dönem, Altın Şafak’ın yükselişini durdurmak için verilen zorlu mücadelelere şahit oldu. KEERFA olmadan bu mücadele yürütülemezdi.

Birkaç somut örnek üzerinden ilerleyelim.

2013 yılında Irkçı Şiddeti Raporlama Ağı (IŞRA), en az 320 kişinin etkilendiği 166 ayrı vaka raporladı. Bu olaylarda hedef alınan kişilerin çoğunluğunu kayıt dışı göçmenler, sığınmacılar ve mülteci statüsü verilmiş kişiler de dâhil olmak üzere göçmenler ve mülteciler oluşturuyordu. Ayrıca bu kişilerin çoğu Müslümandı. Pek çok vakada bu kişilere yasal oturma iznine sahip olduklarını gösterir bir belge ibraz etmeleri söylenmiş, bu tür bir belgesi bulunmayan kişiler saldırıya uğramıştı. Saldırıların pek çoğu, sayıları iki ile yirmi arasında değişen çeteler tarafından kamusal alanlarda gerçekleştirilmişti. 15 vakada saldırıya uğrayanlar ya da olayın görgü tanıkları, Altın Şafak üyelerinin ya da Altın Şafak’la ilişkili kişilerin saldırganlar arasında olduğunu ya da Altın Şafak amblemini gördüklerini belirtiyordu. Yunan Polisi İç Olaylar Dairesi tarafından yürütülen bir incelemeye göre, 2009 ve 2013 yılları arasında, özellikle de 2012 yılında yaşanan saldırılarda, polisin olaylara dahlinin hatırı sayılır ölçüde artmış olduğu ortaya kondu. Toplamda 203 polis memuru ve 3 sivil, ırkçı şiddet içeren olaylara karışmıştı.

KEERFA üyeleri, yaşanan bu gelişmeler karşısında, göçmenleri savunan ve Altın Şafak’ın eylemlerini engelleyip bunların giremeyecekleri güvenli bölgeler oluşturmayı hedefleyen sayısız eylem düzenledi. 2011 yılında Atina’nın merkezinde yer alan Aghios Panteleimonas’ta, 2012 yılında Pire yakınlarındaki Nikaia’da, 2017 yılında da Atina’nın güneybatısında yer alan Aspropyrgos’ta geniş katılımlı gösteriler düzenlendi. Öte yandan KEERFA, göçmenlerin sendikalara üye olmalarını da sağladı. AB ve IMF tarafından dayatılan “kurtarma paketlerine” karşı düzenlenen genel grevlerde, çok sayıda göçmen işçilerle yan yana alanlarda yer aldı. Bu perspektif 2013 yılında antifaşist hareketin büyük bir atılım yapmasına imkân tanıdı. Pavlos Fyssas’ın öldürülmesini takip eden dönemde, devlet görevlilerini Altın Şafak’ın lider kadrosunu tutuklamaya iten basınç bu sayede yaratılmıştı. KEERFA 2013 yılının Ocak ayında, Altın Şafak mensubu çeteler tarafından öldürülen Pakistanlı işçi Şehzad Lokman’ın ardından çok önemli bir protesto gösterisi organize etti. Yine aynı yılın Eylül ayında, Neo Nazi katilleri dokunulmazlıkla ödüllendiren devleti nihayet harekete geçirmeyi sağlayan kitlesel gösterilerin merkezinde de KEERFA vardı. SEK Merkez Komitesi’nin o dönem yayınladığı açıklamada durum şöyle ifade ediliyordu:

Michaloliakos’un tutuklanması, katil Neo Nazi mekanizmanın ve onun koruyucularının parçalanmasına giden yolun ilk taşıdır!

Michaloliakos, Kasidiaris ve diğer Altın Şafak liderlerinin tutuklanması, Pavlov Fyssas cinayetinden sonra sokaklara dökülen muhteşem antifaşist hareketin bir zaferidir. Neo Nazi katilleri dokunulmazlıkla ödüllendiren provokatif sessizlik nihayet kırılmıştır. Şimdi bu katilleri koruyanlar, geç tecelli eden adaletin taşıyıcıları rolüne bürünmüştür.

Tutuklamaları memnuniyetle karşılıyor ve eylemlerimize devam edeceğimizi duyuruyoruz.

Birinci talebimiz, bu cinayet şebekesinin yatay ve dikey olarak parçalanmasıdır. Katiller ve bunların akıl hocaları, [tutuklanan] 34 kişiyle sınırlı değildir. Altın Şafak’ın faal olduğu bütün mahallelerde, Altın Şafak bürolarının bulunduğu her yerde bu ağların üzerine gidilmesini ve sorumluların açığa çıkarılmasını talep ediyoruz.

Antifaşist temizlik, katillerle cömertçe işbirliği yapan polis memurlarını, görevlerini ihmal eden savcıları ve bu katil çeteleri besleyip sokağa salan para babalarını içine alacak şekilde genişletilmelidir.

Bunlara ek olarak, bu çetelere bonkörce arka çıkan ve Neo Nazilerin devlet içinde bağlantı kurmalarında siyasi sorumluluğu bulunan tüm üst düzey yöneticilerin de istifasını talep ediyoruz. 2005 yılında eski bakan Voulgarakis adına Pakistanlıların kaçırılması skandalına karışan ve bir Altın Şafak üyesinin kuzeni olan kişiyi Ulusal İstihbarat Örgütü (EYP)’de üst makamlara getiren, bizzat Samaras değilse kimdir? Polis teşkilatının başındaki isim Dendias değilse kimdir?

Yeni Demokrasi koalisyonu PASOK, “anayasal mutabakatın” liderliğini temsil etme iddiasını bir kenara bırakmalı ve istifasını sunmalıdır. PASOK, yalnızca Neo Nazilerin korunmasına doğrudan katkı vermekle kalmamış, kemer sıkma dayatmalarıyla yoksulluğun yaygınlaşmasına da zemin hazırlamış, her zaman ırkçılık kartını oynamıştır. Okulları ve hastaneleri kapatıp toplama kampları açan hükümet bu hükümettir. Bu hükümet için artık yolun sonu gelmiştir.

Sol, bu mücadelenin en ön saflarında olmak ve işçilerin kemer sıkma dayatmasının yol açtığı işten çıkarmalara, işyeri kapatmalarına ve özelleştirmelere karşı yürüttüğü mücadele ile antifaşist mücadeleyi birleştirmek zorundadır. Yerel kapitalist işbirlikçilerle birlikte krizlere, yoksulluğa, ırkçılığa ve Neo Nazilere yol açan IMF – AB – Avrupa Merkez Bankası üçlüsüne karşı güçlü bir işçi hareketi inşa etmek durumundadır.

Bugün grevler ve antifaşist gösterilerle birlikte atılan adımlar, binlerce aktivistin böyle bir harekete yöneldiğini ortaya koymaktadır. ANTARSYA’nın hem grevlerde, hem de antifaşist ayaklanmada oynadığı öncü rolü selamlıyoruz. Herkese antifaşist hareketin bugünlere gelmesinde çok önemli rol oynayan KEERFA saflarında birleşme çağrısı yapıyoruz. Ulusal Meclis ve 5-6 Ekim’de düzenlenecek Uluslararası Antifaşist Buluşma, zafere giden yolun köşe taşlarından birini oluşturacaktır.

Atina, 28 Eylül 2013.

Sosyalist İşçi Partisi (SEK) Merkez Komitesi 1

Mücadele bu tarihten sonra da ısrarla sürdürüldü. Altın Şafak üyelerinin yargılama sürecinin usulüne uygun olarak belgelenmesini ve bütün delillerin mahkemece kabul edilmesini sağlamak üzere antifaşist avukatları örgütledik. Bu pek de kolay olmadı. 2015 yılının Eylül ayında Yunanistan Meclis Başkanlığına getirilen SYRIZA’nın önde gelen milletvekili Nikos Voutsis, 2014 yılında “Yunanistan Devletinin topladığı deliller gülünç derecesinde yetersiz ve mahkemece kabul edilme şansı yok” diyordu. 2

SYRIZA 2015 yılının Ocak ayında seçimleri kazandığında, sola doğru kitlesel kaymalar görüldü. O zaman şu ifadeleri kullanmıştım: “Seçimden sonra sola yönelim sürüyor. Son anketler Syriza’nın muhafazakârlara karşı 20 puanlık bir üstünlük kurduğunu gösteriyor. Yeni Demokrasi %20’nin altında, Syriza’nın oyları ise %40’ı aştı. Eğer bu seçim sonuçları bize bir şey söylüyorsa, bu radikalleşmenin bir adım ileri taşındığıdır.”3

Ne var ki SYRIZA seçimi kazandığı sırada meclis başkanlığını yürütmekte olan Zoe Konstantopoulou “hapisteki Altın Şafak milletvekillerinin oylamaya katılmasının engellenmesi” sebebiyle Yeni Demokrasi Partisi milletvekili Adonis Georgiades’in dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik oylamayı erteleme kararı verince yoğun bir tepkiye sebep oldu. 5 Mart’ta, bazı milletvekillerinin hapiste olmaları sebebiyle Meclisin son birkaç aydır hukuksuz bir şekilde çalışmalarına devam ettiğini ileri sürdü. Aynı gün ERT Open’a verdiği bir röportajda, Altın Şafak’ın bazı üyelerinin suç teşkil eden eylemlerde bulunmasının ‘Altın Şafak’ın siyasi olarak gayrimeşru bir parti olduğunu göstermediğini, Nazi yanlısı fikirlerin desteklendiğine yönelik iddiaların demokraside istisnalar yapabileceğimiz anlamına gelmeyeceğini’ söyledi. Sonradan “Yunanistan-Türkiye ilişkilerini ele almak üzere toplanan Ulusal Dış Politika Konseyi toplantısına, Yunan ordusuna alenen İstanbul’u işgal etme çağrısı yapan Altın Şafak üyeleri de davet edildi! Toplantıya başkanlık eden Kotzias, Altın Şafak üyelerinin Meclis Başkanı Zoe Konstantopoulou’nun uygulamalarına istinaden bu toplantıya dâhil edildiklerini söyledi”.

Irkçılık karşıtı ve antifaşist KEERFA, kolektif özgürlüklerimize yönelik bu saldırıyı kınayan açıklamada, “bu davet, suç yuvası Nazi örgütlenmesinin yargılanması ve Altın Şafak’ın katil çetelerinin cezalandırılması için mücadele eden antifaşist hareketin sırtına saplanmış bir bıçaktır”4 ifadelerini kullandı.

Özetle bizler, insanların sola yöneldiği, ancak bu durumdan faydalanarak iktidara gelen partinin halkın umutlarına ve beklentilerine ihanet ettiği bir bağlamda mücadelemizi yürüttük. Hem SYRIZA’ya oy veren insanları, hem de SYRIZA liderliğindeki hükümetin politikalarını eleştiren insanları aynı çatı altında bir araya getirmek için uğraştık. Devrimcileri ve reformistleri aynı çatı altında birleştiren bir antifaşist hareket inşa etmek, doğrusal bir hat izleyen, zorluklardan azade bir süreç değildir. Bu bizlere, seçimler yoluyla elde edilen yanıltıcı zaferlerin faşistlere karşı kısa yoldan zaferi müjdeleyen başarılar olmadığını gösteren önemli bir uyarıydı.

Pek çok insan, SYRIZA’nın politikalarına muhalefet etmenin Altın Şafak’ın işine geleceğinden endişe ediyordu. SYRIZA liderliği, açıkça insanların bu korkularını kullandı ve SYRIZA hükümetinin düşmesi halinde bundan en çok faydayı faşistlerin devşireceğini söyledi: “Hükümet politikalarını protesto etmeyin, greve gitmeyin, bunun tek sonucu Neo Nazilerin büyümesi olacaktır”.

Solda bazı insanlar bu tutum karşısında öylesine öfkelendi ki, SYRIZA aktivistlerinin antifaşist gösterilere katılmaması gerektiğini söylemeye başladı. Başka hatalı stratejilerin de etkisiyle, sekterlik gerçek bir problem olarak ortaya çıktı. Genç anarşistler, el altından kendi sokak gruplarını oluşturup kendi bölgelerindeki faşistleri zor yoluyla etkisiz hale getirmeyi önerdi. Neo-Stalinistler “üçüncü dönem” politikalarına dönüp 1930’larda Alman işçi sınıfına kaybettiren sürecin derslerini unutuverdi.

Bütün bu sorunlara karşın, KEERFA’nın liderliğindeki antifaşist hareket Altın Şafak’ı geriletmeyi başardı. Mahkeme, ertelemelere rağmen sürdü ve Neo Nazi hareketin lider kadrolarına ağır bir darbe indirdi. Michaloliakos suçlamalar nedeniyle adeta yaylım ateşi altında kaldıklarını iddia etti. Giderek daha fazla sayıda insan yereldeki Altın Şafak bürolarının faşistlerin bir araya gelip saldırı planı yaptıkları yerler olduğuna ikna oldukça, bu bürolar birer birer kapanmaya başladı. Bu yılın Temmuz ayında yapılan seçimlerde ise Altın Şafak ağır bir yenilgi aldı ve hiçbir üyesi meclise giremedi. Mahkemede sona yaklaşılırken, faşistler arasında da bölünmeler ve sürtüşmeler sürüyor. Faşistlere karşı deliller o kadar açık ki, cevap bekleyen tek soru cezaların süresinin ne kadar olacağı.

Henüz mücadele bitmiş sayılmaz. Başka bir sağ grup, “Yunan Çözümü” meclise girmeyi başardı. Bu grubun Altın Şafak benzeri sokakta örgütlenmiş faşist çeteleri yok, fakat rehavete kapılmak büyük bir hata olur. Yunanistan’daki antifaşistler, bugüne kadarki başarılarından gurur duyabilir. Ancak uluslararası düzeyde antifaşist hareketlerle işbirliği yapmayı sürdürmeli ve faşizm tehdidini dünyanın her yerinde ezmeliyiz.

Çeviri: Melih Mol

Dipnotlar:

1 https://socialistworker.co.uk/art/34511/Greek+fascists+arrested+by+police+read+statement+from+Socialist+Workers+Party+in+Greece+(SEK)

2  http://indefenseofgreekworkers.blogspot.com/2015/03/syriza-and-golden-dawn-parliamentary.html

3 http://isj.org.uk/syriza-and-the-crisis/

4 http://isj.org.uk/manoeuvres-from-above/

Enternasyonal Sosyalizm